• Refet Paşa'nın İstanbul'a girişinde beyaz at üstündeki pelerinli haliyle renkli bir taşbasması resmi yıllarca kahvelerin ve berber dükkanlarının duvarlarında asılı durdu.
    Aziz Nesin
    Sayfa 107
  • Atatürk öldükten yıllarca sonra Kuvay-ı Milliye devrinin Kazım Karabekir,Refet Bele, Ali Fuad Cebesoy gibi büyük tanınmışları ile bir toplantıda : " Hiçbirimiz olmasaydık Kurtuluş Savaşını Atatürk yine başarırdı. Ama o olmasaydı hiçbirimiz onun yaptığını yapamazdık,deme dürüstlüğünü göstermiştir.
  • Milli Mücadele'yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı!

    Hiçbir kıymet hükmü koymaksızın bize ve dünya görüşümüze aykırı muharrirden aldığımız bu satırlar, Refet Paşadan dinlediklerimizin, söylenmiş söz olarak aynen vâki olduğunu zıt kıyas yoluyle ispat eder. Bu sözlerdeki hakikat derecesine gelince, onun da takdiri, bunca vesika ve karineden sonra okuyucuya ve tarihe aittir.

    Şahsımıza vâki beyan ve ifşalar arasında, bir de, eski kumandanlardan Çolak Selâhaddin namiyle ve üstün ahlâk ve faziletiyle tanınmış, İlk Mecliste Mersin Meb'usu ve 'İkinci Grup' üyesi bir zât vardır ki, İstiklâl Savaşının saffet ve asliyetini kaybetmemiş ve asla nefs hırsına düşmemiş büyük kahramanlarından biri olduğu hâlde namsız ve nişansız bırakılmış ve şu anda yine namsız ve nişansız mezarında, Allah dostlarına mahsus bir unutulmuşluk şiarı içinde istikbalin gerçek tarihçisine kalmıştır.

    1949 Büyük Doğu'larında hâtıralarını yayınlamak için Harbiyedeki evinde ziyaret ettiğim ve taşıdığı yüksek şahsiyete hayran olduğum bu eski kumandan, bana, kelimesi kelimesine şöyle demişti:

    "Ben sizin cesaretinize şaşıyor ve dâvanızda muvaffak olmanız için dua ediyorum. Fakat ben aynı cesarete malik değilim. Her şeyi bilen ve Millî Mücadeleyi başından sonuna 'kadar her safhasiyle tanıyan bir insan olarak, hâtıralarımın ancak ölümümden sonra neşrini istemek ve hayattayken rahatsız edilmekten kaçınmak zorundayım!
  • Milli Mücadele'yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı!

    Büyük zaferden sonra Mustafa Kemal Paşa başına gaile açabilecek bir kumandan seçmek istemediği için, İstanbul'a ilk giren kumandan olmak şerefini de Refet Paşaya bırakmıştır.

    Refet Paşa, tam anlamiyle oportünist bir tiptir fakat şef, onun nerede kullanılacağını biliyordu. Bunun içindir ki, Millî Mücadele devrine mahsus muhasebede, Refet Paşanın faaliyeti, herşeye rağmen olumlu bir sonuç vermektedir. Refet Paşanın Mustafa Kemal Paşa ile olan ilişkisi, Kâzım Karabekir Paşanın Mustafa Kemal Paşa ile olan ilişkisini andırır.

    Şefin şefliğini reddedememek, fakat Şefe fazla güvenmemek, Şef üzerinde kendi ağırlığını daima hissettirmeye çalışmak ve kendisini ikinci adam yerine lâyık görmek şeklinde özetleyebileceğimiz bu ilişki zafere kadar sürdü.

    Refet Paşaya Mustafa Kemal Paşa ile ilk anlaşmazlığa düştüğü mes'elenin hangisi olduğunu sorduk. 'Hiçbir zaman anlaşamadık" cevabını verdi Refet Paşa. Kâzım Karabekir Paşanın Doğu seferini tesadüfi ve ucuz bir zafer olarak kabul ediyor. Karabekir Paşayı, Ali Fuat Paşayı, Rauf Beyi beğenmiyor ve küçümsüyor.

    Hâtıralarını yazmayışının sebebini de şöyle açıklıyor: "Yalancı kahramanları nasıl ortaya dökeyim? Herkesle döğüşecek değilim ya..." Sözü geçtikçe, Mustafa Kemal Paşadan (Yaman
    adamdı) diye söz etmesine rağmen, Milli Mücadelenin kazanılmasında en büyük şeref payını Refet Paşa kendisine ayırmaktadır.
  • Milli Mücadele'yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı!

    Kendisine (Refet Bey) 30 küsur yıl sonra Ankara Palas'ta rastladım. Daima aynı zarafet ve ruh tamamlığı içinde bu cin gibi ihtiyar, masamda ve bir kaç şahidin huzurunda (hepsi hayatta) hâtıralarını Büyük Doğu'ya yazması ve bilhassa Vahidüddin mevzuunu ele alması yolunda ettiğim teklife şu cevabı verdi:

    - Necip Fazıl!.. Benim bir ayağım çukurda... Değer mi Ömrümün son günlerinde gençlere mahsus bir dâvaya kıyam edip örselenmeye... Sen açtığın ve bayrağını taşıdığın yolda devam et! Ama benden bir sey bekleme! Tezini ve 1951 Büyük Doğu'larında nesre başladığın Meclis zabıtlarını biliyorum. Benim bu bahiste sözüm tek cümleden ibarettir ve şudur:

    Sultan Vahidüddin Birinci Dünya Savaşından sonraki felâketi, millette hiçbir ferdin hissedemeyeceği mikyasta derinden duymuş, vatanın kurtarılması yolunda genç kumandanları Anadolu'ya dağıtmış ve bu işin başına geçmesi için de maddî ve manevî her fedakarlığı göstererek Mustafa Kemal'i seçmiş ve onu Anadolu'ya göndermiş olan insandır! Tarih, İlâhî adaleti hâdiseler üzerinde o türlü tecelli ettiren bir ilimdir ki, günü geldiği zaman, benim gibi insanların hâtıra defterlerinden kefenlerine kadar her şeylerini sorguya çekerek hakikati tespit etmeyi bilir.
  • Milli Mücadele'yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı!

    - Millî Müdafaa sırasında bu istasyonda bana yapılan merasimi hatırlıyorum da şu ânın tenhalığı karşısında zamanın inkılâplarına ibret ve dehşetle bakıyorum. Bu dünya ve onun sahte kıymetleri kimseye baki değil!..

    Sonra birdenbire doğrularak ilâve etti:
    - Şu, İtalya'da sürünen Vahidüddin'in encamına bak! Bu talihsiz hükümdar, vatanını kurtarmak için elinden geleni yapmış amma sonunda kimseye yaranamamış olmak söyle dursun, ismi vatan hainine çıkarılmıs bir bedbahttır. Ben onun, Mustafa Kemal'i bu işe sevk ve teşvik eden tek adam olduğunu yakından biliyorum. Elbette bu hakikat bir gün tarihe intikal edecektir.

    Refet Paşa, o gece daha öyle seyler anlattı ki, hiçbirini kaydetmeye imkân yok...
  • Milli Mücadele'yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı!

    Necip Fazıl Kısakürek:

    FİKİR ALTINCI MEHMED VAHİDÜDDİN'İN EVET; millî şahlanışın başında 14 - 15 ve Cumhuriyetin ilânında 19 yaşında bir çocuk olan biz, bunca yıl boyunca gördüğümüz, işittiğimiz, okuduğumuz ve mânalandırdığımız şeylerin yekûnu olarak şu hükme varmış bulunuyoruz ki, Birinci Dünya Harbi felâketi ve İmparatorluk devletinin çöküşünden sonra Türk haklarını sağlamak yolunda millî bir şahlanışa ilk olarak meydan açma fikri, bu hareketin şefliğini yapan M. Kemal Paşa'dan önce ve onun şahsında Sultan 6. Mehmed Vahidüddin'indir. Yâni aynı hareketin, vatan hainliğiyle suçlandırdığı adamın...

    Bu iddiayı tam bir fikir namusiyle ana tezimiz olarak başa alıyor ve en ince teferruatına kadar ispatını boynumuza borç biliyoruz.

    Mütarekenin başlarında, Kâzım Karabekir, Ali Fuat, Cafer Tayyar, Refet Bele gibi genç kumandanlar İstanbul'da toplanmıştır. Memleketteki birliklerin başı boş; ve bütün yüksek kumanda hey'eti, Başkumandan huzurunda toplantıya çağırılmışcasına merkezdedir. Bu vaziyet ve ondaki panik havası ilk olarak Kâzım Karabekir'in dikkatine çarpıyor. Bir yazısında diyor ki, merhum Kazım Karabekir:

    "1918 de Harbiye Nezareti Müsteşarı Miralay İsmet (İnönü) Beye, milletin istiklâlini kurtarmak için düşüncelerimi şöyle izah ettim: Genç kumandanların İstanbul'da toplanması ve hususiyle beni bu şereften ayırmak büyük bir gaflet olmuştur. Beni derhal bu şerefe iadeye çalışınız!"

    Yine Kâzım Karabekir'den:

    "1 Kânunuevvel 1918'de Erkânı Harbiye-i Umumiye Reisi Cevat Paşa Hazretlerini ziyaretle İstanbul'da toplanmaklığımızın gafletini izah ve benim Şarka iademi ve ordunun zayıflatılmamasını rica ettim. Bununla beraber Sadaretten istifa etmiş olan İzzet Paşaya da aynı fikirleri söylemiştim!"

    Ve Kâzım Karabekir'in kalemiyle bu vaziyeti ilk görenin Vahidüddin olduğu hakikati:

    "6 Kânunuevvel 1918 selâmlık merasiminde usulen huzura kabul olundum. Padişah dahi, sulhun temini görüşülmeden evvel ordusunun zayıflatılmaması ve bilhassa genç kumandanların iş başından ayrılmaması, aksi hâlde bir Endülüs vaziyetinin pek uzak olmadığını anlatarak benim Şarka ve Istanbul'da toplanan genç kumandanların da Anadoluya, oranları başına iadeleri hâlinde Türklüğün öldürülemeyeceğini söyledi. Bu mülakat benîm ve diğer genç kumandanların iş başına geçmemizi temin eden âmilerden (etkenlerden) biri olmuştur."

    Bu satırları küçücük bir insaf ile okuyan, bütün zaafların Vahidüddin tarafından görülmüş ve çarelerinin düşünülmüş olduğunu hemen kavrar.

    NOT: Necip Fazıl'ın kitabından alıntıya devam edeceğimizden ötürü kaynağını son bölümde vereceğiz.