1924 sonlarında, Milli Mücadele’nin lider kadrosundan Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele gibi isimler, gidişattaki otoriterleşmeye tepki olarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Bu parti programında "programımız liberaldir, dini inançlara saygılıdır" diyerek güçler ayrılığını ve yerel muhtariyeti (1921 ruhunu) savundu. Ancak bu hamle, kurucu elit tarafından rejimi geriye götürecek bir "karşı devrim" odağı olarak kodlandı. Çok kısa süre sonra patlak veren Şeyh Said İsyanı (1925), muhalefetin tamamen ezilmesi için uygun konjonktürü sağladı. Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarıldı, İstiklal Mahkemeleri kuruldu ve TCF kapatıldı.
Tarih
Milli Mücadele’yi yürüten Birinci Meclis, homojen bir yapıdan uzaktı. İçinde İslamcılar, Kürtçüler, Bolşevik sempatizanları, liberal itilafçılar, Türkçüler, ırkçılar ve saltanat yanlıları bir aradaydı. Bu meclisin ürünü olan 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, ademi merkeziyetçi (yerel yönetimlere geniş yetkiler tanıyan) unsurlar barındıran, meclis üstünlüğüne dayalı ve gücü tek bir liderde toplamayan esnek bir metindi. Çünkü o dönemin temel motivasyonu "ortak varoluş ve kurtuluş" üzerine kuruluydu. Ancak askeri zafer kazanılıp dış tehdit geriledikten sonra, "Devletin yeni karakteri ne olacak?" sorusu ortaya çıktı. Bu soru, meclis içindeki Birinci Grup (Mustafa Kemal ve radikal modernleşme yanlıları) ile İkinci Grup (meclis egemenliğini, geleneksel kurumları ve mutlak yasama denetimini savunan muhalefet) arasındaki çatışmayı su yüzüne çıkardı. Demokratik tecrübenin rafa kaldırılmasının ilk büyük mekanik adımı, Nisan 1923’te Birinci Meclis’in feshedilerek seçime gidilmesi oldu. Seçimlerden hemen önce yapılan kanun değişikliğiyle, Halk Fırkası'nın (ileride CHP) çekirdeğini oluşturacak olan Müdafaa-i Hukuk Grubu dışındaki adayların seçilmesi zorlaştırıldı. 1923 yazında açılan İkinci Meclis, İkinci Grup’un neredeyse tamamen tasfiye edildiği, adayların bizzat kurucu liderlik tarafından belirlendiği homojen bir yapıya dönüştü. Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923) ve Hilafetin kaldırılması (3 Mart 1924) gibi radikal adımlar, bu dikensiz gül bahçesi haline getirilmiş meclis ortamında atıldı. 1921 Anayasası'nın getirdiği meclis hükümeti sistemi ve demokratik idari yapı, yerini 1924 Anayasası ile yürütmeyi (hükümeti ve cumhurbaşkanlığını) güçlendiren ve devleti merkezileştiren bir mimariye bıraktı. Kurucu elitin 1919-1924 arasındaki demokratik tecrübeyi "askıya almasının" arkasındaki
Tarih
Reklam
Tarih yazımında 1923-1924 kırılması için "sivil darbe", "rejim içi tasfiye" veya "parlamenter oldu bitti" tabirlerinin kullanılması son derece güçlü tarihsel verilere dayanır. 1921 Anayasası'nın vaat ettiği o geniş katılımlı, çok sesli ve yerel yönetimlere alan açan "Meclis Demokrasisi" ruhu, yerini bilinçli bir stratejiyle katı ve monolitik bir tek parti konsolidasyonuna bıraktı. 1923 yılında "muhalif mebusların engellenmesi" durumu, kelimesi kelimesine bir ev hapsinden ziyade, tarihin gördüğü en kusursuz siyasi kuşatma, yalıtma ve oyun dışı bırakma manevralarından biriydi. Muhalefet fiziksel olarak odalara kilitlenmedi belki ama Ankara'da siyaset yapamaz hale getirildi, stratejik olarak şehir dışına itildi ve en kritik oylamalarda kelimenin tam anlamıyla "ofsaytta" bırakıldı. Cumhuriyetin ilanına ve ardından 1924 rejim yapısına giden süreçte, Milli Mücadele'nin kurucu kadrosundaki en güçlü muhalif paşalar (Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele) sistemli bir şekilde Ankara'dan ve karar mekanizmalarından uzaklaştırıldı. 29 Ekim 1923 gecesi Cumhuriyet ilan edilirken, Kâzım Karabekir Trabzon'da ordu müfettişliği görevindeydi; Rauf Bey ve Ali Fuat Paşa ise İstanbul'daydı. O tarihi oylama, toplam 287 milletvekilinin olduğu mecliste, sadece 158 mebusun katılımıyla yapıldı. Yani meclisin neredeyse yarısı (özellikle muhalif veya temkinli isimler) Ankara dışında ya da süreçten tamamen habersizken rejim değiştirildi. Paşalar, yeni idare şeklini ve Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı seçildiğini ertesi gün İstanbul gazetelerinden öğrendiler. 1921-1923 arası mecliste her kanunu didik didik eden, Başkomutanlık yetkilerini kısıtlamaya çalışan o dişli İkinci Grup (muhalefet), sandık başında aleni bir tasfiyeye uğradı. Nisan 1923'te Birinci Meclis feshedilip seçim
Tarih
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri: "İçsem de bir kadeh hayat iksirinden, zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den. Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden, Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden." Fikriye Hanım, Münih'ten İstanbul'a döndükten sonra, Atatürk'ün Ankara'ya gelmesine izin vermemesi üzerine kısa bir süre İstanbul'da kalmış, daha sonra Gelibolu'ya giderek, eskiden tanıdığı bir ailenin evinde bir sene kadar misafir edilmiştir. Ancak 1924 yılı mayısının sonlarında, başkasına ait bir nüfus cüzdanını kullanarak Gelibolu'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya gelmeyi başarmış, 30 Mayıs günü Atatürk'le görüşmek üzere Çankaya'ya gitmişti. Köşke varışında bu arzusunun yerine getirilemeyeceği kendisine söylenildiği zaman, geri dönmek üzere -beklemekte olan- payton'a binmiş, payton'da, yanında taşıdığı tabanca ile intihar etmiştir. Fikriye Hanım’ın intiharı Latife Hanım biz gençlere diyor ki: “ATATÜRK, MİLLETİNİ ÇOK AMA PEK ÇOK SEVİYORDU. HAYATINI TÜRK MİLLETİNE ADAMIŞTI. SEVİLMEYİ DE AYNI DERECEDE İSTİYORDU. SİZ GENÇLER, O’NU SEVMEK, O’NU SEVDİRMEK İÇİN MÜTEMADİYEN O’NDAN BAHSEDİNİZ, O’NA DAİR YAZINIZ.” FİKRİYE HANIM’IN İNTİHARINI ATATÜRK’ÜN ENİŞTESİ MUSTAFA MECDİ BEY’İN HATIRATINDAN DİNLEYECEĞİZ: —“ Benim bildiğim ve gördüğüme göre, ATATÜRK ‘ün şahsi sebeplerde en çok üzüldüğü, müteessir olduğu olay, FİKRİYE ‘nin intihar edişidir. Bizim ailece FİKRİYE dediğimiz bu çok güzel hanım, ATATÜRK ‘ün üvey babasının erkek kardeşinin kızı olmak dolayısıyla, bilhassa ZÜBEYDE Hanım’ı sık sık ziyarete gelir, AKARETLER ‘deki evimizde günlerce misafir kalır ve bu arada MUSTAFA KEMAL PAŞA ’yı da bir ağabey gibi sever, sayar, her hizmetinde bulunurdu. Hele nikâhlanarak birlikte gittiği bir MISIR ‘lı ile harem
Herkese selamlar, Mayıs ayı, tam da hayal ettiğim gibi gitmese de kitaplarla iç içe dolu dolu geçti. Yine hepsi bir birinden güzel kitaplar okumak nasip oldu. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, hepsi okunmayı fazlasıyla hak ediyor. Kesinlikle hepsine şans vermenizi tavsiye ederim. MAYIS 2026 1.Öğretmen - Fredia Macfadden 2.5.Cinayet - J.D. Barker 3.Refet - Fatma Aliye Hanım 4.Vejetaryen - Han Kang 5.Genç bir doktorun anıları - Mihail Bulgakov Toplam 5 kitap ve 1500 sayfa kitap okumuş oldum ☺️ Mayıs Favorisi: 5.Cinayet ve Refet Peki siz Mayıs ayında kaç kitap okudunuz?
Sevdiğim Kitaplar
• Tess Gerritsen-Gece Nöbeti • Reşat Nuri Güntekin-Bir Kadın Düşmanı • Debbie Macomber-Bahçemde Yeşeren Umutlar • Kristin Hannah-Gümüş Gözyaşları • Ayşe Kulin-Türkan • Elizabeth Adler-Vasiyet • Nikolay Gogol-Burun, Palto • Cecilia Galante-Mutluluk Listesi • Marie Lu- Genç Elitler Serisi • Kyung-sook Shin- Lütfen Anneme İyi Bak • Stephen King- Şeffaf • Wulf Dorn-Hain Yüreğim • Sarah Jio- Böğürtlen Kışı • H.G. Wells- Görünmez Adam • Claire Keegan-Emanet Çocuk • Orhan Kemal-Ekmek Kavgası • Fatma Aliye Hanım-Refet • İsmail Güzelsoy- Süslü Hatıralar Sahnesi • Reşat Nuri Güntekin-Acımak • Sarmaşık-Yekta Kopan • Mecit Ömür Öztürk-Dervişin Teselli Koleksiyonu
1000Kitap
Reklam
Reklam