"...bence, mucize gerçekçide hiçbir endişe uyandırmaz. Gerçekçide iman
uyandıran mucize değildir. Gerçekçi zındıklık yolunu tutmuşsa bir mucize görse bile kendinde buna inanmamasını sağlayacak kuvvet ve kabiliyeti bulur. Mucize inkâr kabul etmez halde bile olsa boyun eğmez; hislerine sırt çevirir. Kabule yanaştığı takdirde bunu mucize saymaz, şimdiye kadar bilmediği tabiî olay şeklini de görür. Gerçekçinin imanı mucizeden doğmaz; iman, mucizeleri doğurur. Böyle
kimse bir kere iman edince artık kendi gerçekliliğinin zarureti olarak mucize imkânını da kabul etmek zorundadır."
"Sonra her ikisi de çıplak yumruklarıyla, birbirlerinin canını yakmak,
birbirlerini sakatlamak, yok etmek arzusuyla ve kinle dolu bir halde, gençliğin bütün haşmetiyle, birer genç boğa gibi birbirlerine giriştiler. İnsanoğlunun yükselebilmek için binlerce yılda aldığı yol, bir anda sıfıra inivermişti."
"Konuştuğu sürece kız, ona ürkmüş gözlerle baktı durdu. Martin Eden'in içindeki ateş onu da ısıtmıştı. Kız, yoksa bütün ömrümce üşümüş müyüm ben, diye kendi kendine hayret etti."
ilkel toplumlarda cezalar daha acımasızdır. Çünkü yeterince yapılaşmamışlardır ve bundan ötürü de güvensizdirler. Bir toplum oturdukça cezalan da hafifler