reizen

reizen
“Yaptım,” diyor. Önce anlamıyorum ama sonra mezar taşını görüyorum. Mezar taşını ve Thetis’in taşın üzerine yaptığı işaretleri. Taşta Akhilleus yazıyor. Yanında da PATROKLOS. “Git,” diyor. “Seni bekliyor.” Karanlıkta iki gölge, umutsuz, ağır alacakaranlıkta birbirine uzanıyor. Elleri birleşiyor ve ışık, yüz altın kupadan dökülen bir güneşmişçesine sel olup yayılıyor.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Tanıdığım çocuğu ortaya çıkarıyorum. İncirler bulanıklaşarak ellerinde dönerken sırıtan Akhilleus. Benimkilere bakarak gülen yeşil gözleri. Yakala, diyor. Nehrin üstüne uzanan bir daldan sarkan, gökyüzüyle çerçevelenmiş Akhilleus. Uykulu nefesinin kulağımın üstündeki yoğun sıcaklığı. Gitmek zorundaysan, ben de seninle geleceğim. Kollarının altın limanında korkularımın unutuluşu.
Nefeslerim, yeni yaralar açılıyormuş gibi canımı yakan kesik iç çekişler. Anımsama içimde davullar çalıyor, kulaklarımda atan nabzım gibi. Beni öldüremez. Öldürmemeli. Beni öldürürse Akhilleus onu sağ bırakmaz. Oysa Hektor yaşamalı, hep yaşamalı, asla ölmemeli, yaşlanınca bile ölmemeli, kemikleri derisinin altında akarsuyun içindeki gevşek taşlar gibi kayacak kadar pörsüdüğünde bile ölmemeli. Hektor yaşamalı çünkü onun hayatı, diye düşünüyorum otların üstünde geri geri sürünürken, onun hayatı Akhilleus’un kanının akmaya başlamasını engelleyen son su bendi. Çaresizce, etrafımı saran adamların dizlerine sarılıyorum. Lütfen, diyorum karga gibi bir sesle. Lütfen.
Söyleyecek başka şeyler de vardı ama bu defa bir kez olsun sessiz kaldık. Konuşmak için çok zamanımız olacaktı, o gece, ertesi gün ve ondan sonraki tüm günler. Akhilleus elimi bıraktı.