Akhilleus’un onun ağzından çıkan kelimeleri yutuşunu seyrettim.
İnsanlara fazla güveniyor. Hayır. Onun omuzuna tüneyip sürekli kasvetli
kehanetlerde bulunan kuzgun olmayacaktım.
“Ah.” Yüzüne kurnaz bir gülümseme yayıldı. İsyankârlıktan daima
hoşlanmıştı. “Eh, onu neden öldüreyim ki? Hektor bana hiçbir şey yapmadı.”
O zaman ilk defa olarak bir çeşit umut ışığı yandı içimde.
Akhilleus, dünya kadar derin gözleriyle beni seyrediyordu.
“Benimle gelecek misin?” diye sordu.
Aşkın ve kederin asla sona ermeyen acıları. Belki başka bir hayatta
bunu reddeder, saçlarımı yolarak ağlar, onu seçimiyle tek başına yüzleşmek zorunda bırakırdım. Bu hayatta değil. Akhilleus Troya’ya yelken açacak, ben de onun peşinden gidecektim. Ölüme bile. “Evet,” diye fısıldadım. “Evet.”
“Ben aldırmazdım,” dedim. Kelimeler aceleyle yuvarlanmıştı ağzımdan. “Neye dönüşürsen dönüş umurumda olmazdı. Benim için fark etmezdi. Bir arada oluruz.”
Yalnız kalmanın nasıl bir şey olduğunu biliyordum. Sen yalnızken
başkasının iyi talihinin nasıl diken gibi battığını da. Ne yazık ki
yapabileceğim hiçbir şey yoktu.