Seray Şahiner ilginç bir kadın. “Ülker Abla” sayesinde heves ile başladığım “Kul” kitabı aynı etkiyi bırakmayınca ufak bir hayal kırıklığı yaşamıştım ancak “Antabus” umutlarımı yeşertti, bahçemde çiçekler açtırdı resmen. “Ne abarttın sen de” demeyin çünkü Seray Şahiner benim için bir keşif ve bu keşfin verdiği haz tarif edilemez:) Şimdi çok uzatmadan incelememe geçiyorum.
Seray Sahiner, çağdaş Türk edebiyatında özellikle alt ve alt orta sınıf kadınların görünmeyen hayatlarını odağa alan güçlü kalemlerden. Karakterler ise birbirinin tamamlayıcısı. Mesela Ülker Abla’yı göreceksiniz burada. Rastladığımda yüzümde hafif bir tebessüm oluşturan o detay, çok sevdim Ülker Abla’yı ne yapayım :)
Ülker Abla ve Antabus tematik olarak birbirini tamamlayan hatta aynı evrenin farklı odalarından seslenen iki roman gibi. Her ikisi de kadınların ekonomik, duygusal ve toplumsal kuşatılmışlığını anlatıyor. Yani aslında ortak yaşamları, dertleri ve problemleri var. Ülker Abla, mahalle arasında yaşayan, hayalleri ile gerçekliği arasına sıkışmış bir kadının hikayesini anlatırken gündelik hayatın küçük ayrıntılarından büyük bir toplumsal tablo kuruyor. Ülker’in dünyasında yoksulluk, hayal kırıklığı ve erkek egemen düzen neredeyse olağan. Antabus romanında ise bu atmosfer daha karanlık bir noktaya taşınıyor. Bu kez merkezde alkol bağımlısı bir erkekle evli bir kadın var. Antabus adlı ilaç, yalnızca alkolle mücadeleyi değil, bağımlılık ve inkar döngüsünü simgeliyor aslında. Ancak asıl mesele, erkeğin bağımlılığı kadar kadının çaresizliğe mahkum edilişi. Ülker’de gördüğümüz kırılgan umut, Antabus’ta yerini daha sert bir yüzleşmeye bırakıyor.
Her iki romanda da kadın karakterler, ekonomik olarak güçsüz. Çalışsalar bile bağımsız değiller, kazançları onları özgürleştirmiyor erkek kişileri