Limanı yıkıp karaya oturmak istedi. Gemilerin karaya oturduğunda öleceğini bilmeyerek. Onu sadece denizden aldığım güçle, ait olduğu yerde yaşatabilirdim. Karaya oturmasına izin vermeyince; limanımı, ona cazip gelen limanımı oluşturan can damarı denizimle olan bağlantısını kesmek istedi. Kuru toprak üstünde ölü bir iskeleye dönüşeceğini anlamadan. İzin vermeyince gitmekle sınadı. Her yolun gidişle sonuçlanacağını anlayınca bıraktım halatları. Beklemiyordu, elimi acıtan halatları bırakacağımı. Uzaklaştıkça hatasını anladı, tekrar demir atmak istedi hasarların onu batırmayacağını fark edince. O geliyor diye inşaa ettiğim dalgakıranları yıkmıştım yerine başkası gelmesin diye. Bilmiyordum onun da gelemeyeceğini yıkılan dalgakıranların yol açtığı derin dalgalarda. Bir kere denedi dalgaları. Zorluğunu görünce hemen vazgeçti. Beni suçladı tekrar dalgakıranlar inşaa etmediğim için. Düşünmedi, sormadı, teklif etmedi bu dalgakıranları tekrar yerine koymak için ben bir şey yapabilir miyim diye. Anlamadı, kaynağımın tükenmiş olduğunu. Hep beni suçladı, ben mücadele etmedim diye. Farkında değildi, yaptıklarımın. Farkındaydı, yapmadıklarımın.