Ömer Faruk Aktaş

Allah’ın mahlukuna aşık olmadan zatına aşık olunmaz. Allah insana insandan tecelli eder.
Aşk
Belki de o fırtınayı bağrında gizleyerek yapması gerekeni yapmıştı. Biz yaramaz mahluklar yol diye mahrem yerlerde gezindiğimiz için böylesi zararların içerisinde buluyoruz kendimizi. Yaptığımız yanlışlara uzaktan bir gözle baktığımızda ne kadar gülünç aslında. Belki de o dağ geçidi öyle tasarlanmamıştır tek bir amacı vardır kim bilir? İki bölge arasında tampon bölgesi olarak bulunuyordur, iki farklı mevsim oluşturmaya çalışıyordur. Ortasında iki zıttın çatışmasını hapsetmeye çalışıyordur. Kim bilir burnumuzu sokmasak her şeye etrafından dolaşsaydık olmaz mıydı? Zaman bizim için ne zaman bu kadar kıymetli oldu. Neyi yetiştirmeye, nereye yetişmeye, neye ulaşmaya çalışıyoruz? Jandarma karakoluna vardıklarında ambulans ekipleri çoktan gelmiş kazazedeyi bekliyorlardı. Hastaneye götürmek istemelerine rağmen kabul etmemiş adli vaka olarak sisteme kayıt olmak istememişti. Yaşadığı korku, pişmanlık ve endişeyi tekrar deneyimlemek istemiyordu. Dava süreçleri için tekrar gelecek, hakimi kimsenin kusuru olmadığına ikna edecekti. Gerçekleri apaçık söyleyemezdi zaten yüzlerce yıllık, kadim uygarlıkları ağırlamış yola kimse kusur bulamazdı.
Edebiyat
Kendinden emin, gururla büyüdüğünün farkına vararak arabasınında açtığı müziklerle yolun keyfini sürmeye devam etti. Sıkıntıların ardı sıra yarıştığı, en çok ben zorlayacağım diye rekabet ettiği aylar sonunda yaşanan sıkıntılar ile kendini tanıyamaz olunca insan eski benliğinden problemlerinden kaçmak uzaklaşmak ister. Yola çıktığında tebdil-i mekanın ruhu yenileyen bir yanı var. Bu yolculuğun iyi gelen yanı yenilenme mi yoksa kendinden kaçmanın verdiği eğlenceli haz mı? Bize çizilen çerçevede bir hayatın hayalini kurabiliyoruz. İmkanlar, çevre nispetinde ufkumuz var. Küçük yaşta bastırılıp ya beceremez işsiz kalır, ele muhtaç olursak bu ne zalimlik olur? Ebeveynlik bunları düşünmektir. Kendimin yapamadığını yetiştirdiğim nasıl yapsın ki? Rızkı verenin kim olduğunu unutunca, evimiz adresini kaybedince bulduğumuz her barakaya sahip olma güdümüzden kurtulamadığımız müddetçe yavaş ve sancılı süreçlerin ortasında bulacağız kendimizi
İnsan ve Hayat
Hala o saf masumiyetini koruyarak karşılayacak seni. Yargılamayacak, ne yaptıysan kabul bekliyor. Şunu biliyor her ne yaparsan yap, şartlar ve durumlar ne olursa olsun en iyisini yaptığından emin. Başkalarında aradığımız ne varsa hepsini karşılıksız sunan birisi ile tanışız ama görüşmüyoruz. Yüreğimizi, niyetimizi, çabamızı en iyi şekilde bilen olduğumuz gibi kabul eden birisi. Birlikte gökyüzüne bakıyorduk aslında. Biraz boyumuz uzayınca, göz hizamızdan kayboldu ve kiminle beraber hayal kurarak o gökyüzüne baktığımızı unuttuk. Başımızı artık indirmeli ayaklarımızı kontrol etmeliyiz. Sağlam mı basıyoruz, düşebileceğimizden habersiziz. Ayaklarımıza baktığımızda işte o an yanımızdakini fark edip kendimize geliyoruz. Hedefe ulaşınca aşağı baktığımızda göremeyecek kadar yukarı çıkmış olursak ne anlamı kalır ki? Yol arkadaşı arayıp duruyoruz şaka gibi yanımızda hazır bekleyeni görmeden. Bu nasıl bir kendinden geçmektir? Her şartta sana koşulsuz sadece sen olduğun için sana inanan birisi yanında ve farkında değilsin.
İnsan ve Hayat
Hislerin beni istila etmesi uzun sürmedi. Karanlık gecelerdeki kokuna duyduğum özlem.. Zamansız gelen isyanın başa bela olduğu andayım. Mevcudiyeti kabul etmeyerek yakılan isyan ateşi. Romantiklikten başka bir şey değilsin. Kanlı bir şekilde bastırılacaksın. Bunu yaşadın. İsyanının başarılı olması halinde de mutlu olmayacağını biliyorsun. Senin geride bıraktığın kişi değil artık sen de geride kalan sen değilsin. Sık dişini bitecek bu gecenin kasvetli karanlığı, süzülecek doğan güneşin aydınlığı. İlk ışıklar, gökyüzü ile birlikte, yüreğindeki sönmek istemeyen o korun yüreğini aydınlatmasına kanmanı engelleyen bir aydınlık gelecek.
Edebiyat