“Duygusal açıdan acı verici bir olay yaşayıp kendimizi bunun bizim hatamız olduğuna inandırdığımızda, aslında durumun kontrolümüz altında olduğuna inanıyoruz demektir: Biz değişirsek acı da son bulacaktır. Aşırı seven kadınarın kendini suçlama mekanizmasının ardında sıklıkla bu dinamik görülür. Kendimizi suçlayarak, nerede hata yaptığımızı bulabileceğimiz, bunu düzeltebileceğimiz, böylece durumu kontrol edip acıyı durdurabileceğimiz umuduna tutunuruz.”
Yakınlarından bazılarının senin ölmeyi seçtiğini önceden sezemedikleri için kendilerini suçlu hissedeceklerini, sana yardım edip yaşamak istemeni sağlayamadıkları için yasa bürüneceklerini biliyordun. Ama onların yanıldığını düşünüyordun. Ölümden çok yaşamdan tat almanı senden başka sağlayabilecek biri yoktu. Bir annenin hüzünlü çocuğunu elinden tutup onu eğlendireceğini düşündüğü nesneleri göstermesi gibi, birinin seni neşelendirmeye çalıştığı sahneler düşlüyordun. Bunun üstüne içinde uyanan tiksinti o iyi yürekli kişiyi kendinden uzaklaştırmak istemenden ya da onun sana göstereceği sevinç nesnelerinin yapısından değil, yaşama isteğinin dayatılabilecek bir şey olmamasından kaynaklanıyordu.
“Bir yıkıntı, rastlantı sonucu oluşmuş estetik bir nesnedir.Kuşkusuz, güzelleştirilmesi amaçlanmamıştır. Yıkıntı üretilmez, ona bakım yapılmaz. Yıkıntı aşağıya, yığına yönelmiştir.
En güzel yanı çöküşe karşı ayakta kalan bölümüdür. İşte senin anın o ayakta kalan bölüm, bedeninse aşağıdaki yığın. Hayaletin belleğimde dimdik ayaktayken, iskeletin toprağın içinde çürüyor.”
“Bu düşünceler zihninde sürekli dolaşırdı; iktidar ve ceza aynı zamanda mı oluşmuştu? Habil'i öldüren Kabil hapsedilmiş miydi? Tanrı hapishaneyi yaratmış mıydı o zaman? Elma yemek mi daha büyük bir suçtu, kardeşini öldürmek mi? Tanrı insan soyunun zalimlik eğilimini gördükten sonra onları cennetten atsa daha mantıklı bir hikâye olmaz mıydı?”
“Bilmedin ki; ben senin gurbetinde delirmemek için kalbimin aklıyla ördüğüm bir yıldızlı kubbede yaşadım.
Tecellinin içinde ecel durur sevgilim, görmedin mi?
Adaletin içinde bir zalim oturur.”