Ah bu insanlar, ah bu suçu kendimize yükleme , kendimizde bulma yanimiz. Sefaletlerimizin suçu salt bizde mi? Sonra niçin bunu saklamali? Bu bir ayipsa, bizden cok baskasini ilgilendirir. Ilgilendirir ya, biz büsbütün suçsuz degiliz. Daha iyi yasamayi istemiyoruz, istemesini bilmiyoruz, daha iyi yasamaya kendimizi layik bulmuyoruz. Oylarimizi ezbere veriyor, bizi daha iyi yasamaya kavusturacak olanlari secmiyoruz.
İktidarlar vaat ederler, bizler yazarız, birtakim insanlar da vaatlerin gerçeklesmesini beklerler. Günler, haftalar, aylar geçer. Oylar verilip alınır, yeni iktidarlar yıpranır, yıpranan iktidarlar yıkılıp gider. Yenileri yeni vaatlerle gelirler... Bu böylece sürer.
Burada da çocuklar. Dunyaya gelişlerinde oylari alinmamis, cefa çekmek, sevilmemek, çikolatalara, şekerlemelere değil, çokluk kuru ekmekle peynire, bol suya, baba anne dizinde oturup okşanmaya hasret çocuklar.
"Demek," dedi şoför, "dertlerimizi yazacaksiniz?"
"Evet, dertlerinizi."
Esansçı güldü:
"Kime duyurmak için?"
"İlgililere."
Omuz silkti:
"Ne cikacak be beyim? Ilgililer bilmiyor mu sanki dertlerimizi? Yeniden öğrenince care mi bulacaklar?"
Daha bir baskasi lafa karisti:
"Cigara kutularinin ardina milletin derdini yazan cook milletvekili gördük."
Bir kahkaha.
"Sonra da kutularla birlikte..."
"Haaydi çöp tenekesine!"