Bradbury’in 50’lerde yazdığı bu distopya, hem 2.Dünya Savaşı’nda gördüğü geçirdiği zamanların bir karabasan gibi satırlara işlendiğini hem de dünya var oldukça böyle bir gelecek ihtimalinin olabileceğini hissettiriyor insana. Kurgulanmış olan böyle bir gelecek senaryosu ile içinde bulunduğumuz dönemin koşulları düşünüldüğünde ise bağlantı kurmamak elde değil. Bundan sonra biraz alıntılar içermektedir.
Kitapta bahsedilen yasaklar… Çok çeşitli ve insana inanılmaz gibi geliyor ama imkânsız, çok uzak değil. Yasakların olduğu yerde özgürlüklerden ve demokrasiden söz edilebilir mi? Özgürlüğün kelime anlamı değişmemiş olsa da içi itinayla boşaltıldı. Gerçek anlamda düşünen, sorgulayan, soru soran, ‘nasıl’ yerine ‘niçin’i isteyen bir insan an itibariyle içten ‘Ben özgürüm’ diyebilir mi? Totaliter devlet yönetiminin ve kapitalizm unsurlarının bireysel özgürlüklere müdahale ettiği durumda bu mümkün müdür? Kitapta da yazdığı gibi:‘Kız? O bir saatli bomba. Ailesi onun bilinçaltını besliyordu. Bir şeyin ‘ nasıl’ yapıldığını değil, ‘niçin’ yapıldığını bilmek istiyordu. Bu sıkıntı verici olabilir. Birçok şeye ‘niçin’ diye sorarsın, eğer sürdürürsen gerçekten çok mutsuz olursun.’
İnsan için ‘mutlak’ mutluluk ise şartlara göre yaşanılan bir duygu olmaktan öte ‘dikte’ edilen yapay bir duygu halini almıştır. İnsanları düşünmeye fırsat bulamayacak şekilde hayatlarını tasarımlamak ve bu sözüm ona hayatı biat ederek yaşamasını sağlamak. Beynini umarsızca gereksiz bilgi, sahte renk cümbüşleri ve eğlencelerle doldurmak. Örneği isterseniz kitaptaki gibi hareketli duvarlarla verin, ya da günümüzde televizyonla, akıllı telefonla, teknolojiyle verin. ‘Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme, birini ver. Daha da iyisi hiç