Aşk nedir? Sadakat nedir? Çaresizlik nedir? Pişmanlık nedir? Tutku nedir? Kader nedir? Bazı insanlar neden çok az konuşur? Hayat vefa duygusu olmayanlar için de feda edilmeli midir? Sevmeden de yaşanır mı? Ölümüne sevmek var mıdır? Sırlarımızı ne zamana kadar saklamalıyız? Bizi ezmekten haz duyanlara nasıl davranmalı? ... daha bir çok soruya cevap bulmak isteyenlerin okumasını tavsiye ederim.
Bazı kitapları okurken karakterleri empati yaparak okumayı yeğlerim.
Yakıcı sır da o kitaplardan biri oldu; Baron'un yerine kendinizi koyduğunuzda aslında erkeklerin ve kadınların fıtratından dolayı flört duygularının zaman zaman harekete geçtiği gerçeğini itiraf etmeliyiz.
Edgar'ın çocukluktan kurtulma çabası, düşündükleri, çekindikleri, şüpheleri, merakı ne kadar da benziyor bizim ergenlik yıllarımıza.
Edgar'ın babası olduğunuzu düşündüğünüzde ise sert yapısını hesaba katmaz isek uzağınızda olan çocuğunuzun ne tür risklerle karşılaşabileceği, ne tür hatalarla sınanabileceği ve bunun akabinde nasıl tepkiler verebileceğiniz kestirilebilmesi zor şeyler.
Yazar hayatın gerçekliğini, olayların, çıkarılması gereken derslerin ne kadar özgün olduğunu göstermiş eserinde...okuması zevkliydi.
Yabancı yazarların kitaplarına biraz daha fazla yer verdiğim zaman yüreğimde bir buhran hissediyorum buna bağlı olan adeta bir eksiklik...
Bunun Anadolumdan olduğunu anladığım zaman hemen Sabahattin Ali gibi yazarlara yönelmek istiyorum.
Sabahattin Ali Sırça Köşk adlı eseriyle imdadıma yetişiyor ; Anadolunun o sadeliği, ücra köşelerindeki halkın içtenliği beni alıp götürüyor o yeşil vadilere, akan derelere, cıvıldayan kuşlara ve okurken birikmiş hasretimi perçinliyor.
1940'lı yıllar
Suçu olmayan birine suç yıkma psikolojisi ne kadar da insanı küçülten bir davranış.
Avni Akbulut'un yaşadığı o zalimane acı yakışmadı hiç bir zaman ülkemize.
İsmail'in ailesine portakal götürmek için gayreti ve sabrı. Günümüzde de yok mu böyle kıt kanaat geçinen tanık olduğumuz aileler?
Ya Beyaz gemiyi resmedenin sanatçı olduğu gerçeğine göre hareket edemeyen burjuva?
Şirince...
Diğer öyküler, Masallar...her öyküsüyle, her konusuyla;
- Ohhh be işte acı olsa da, burnumu sızlatsa da Anadolu kokan bir öyküler dizisi diyerek iç çekiyorum.
Buna ihtiyacım vardı.
Tavsiyemdir.
Camus kitabında kendi anlatımı yerine bir anlatıcı kanalıyla bize aktardığı olayları, gizemle ve merakla okumamızı sağlıyor.
Günümüzde yaşamakta olduğumuz salgın hastalığın etkilerini bilmemiz, o dönemin ve oran şehrinin insanlarının acılarını 'biraz sofistike anlatımla da olsa' bize hissettiriyor.
Adeta 'Veba' salgını değil de 'Koronavirüs' salgını anlatılıyormuş gibi bir duygu kaplıyor içimizi.
İlgimi çeken karakterlerden biri 'Paneloux ' idi; " Evet düşünme zamanı geldi. " "Günün ağırlıklarından kurtulmak için pazar günleri Tanrı'yı ziyaret etmek yeterli sandınız. Tanrı tutku sever, uzak ilişki sevmez" diye vaazını verirken insanların bu eksikliğinden dolayı hastalığın onları da bulduğunu dile getirerek aktarması hoşuma giden benim de doğruladığım düşüncelerden biriydi.
Rambert'ın insanların ve oranın yardıma ihtiyacı olduğu için tercihini bu yönde kullanması, Mösyö Othon'un, Cattard'ın, Grand'ın, Tarrou'nun ve diğer ekibin insanlığın kurtuluşuna kendini adaması ne kadar ders vericiydi.
Rieux - Tarrou'nun dostluğu ve Tarrou'nun vedası hüzünlüydü.
Ne olursa olsun her durumda mücadeleci, fedâkar olmanın yaşamı değerli kıldığı benim gerçeğim olmaktan çıkmayacak.
Aborjiniler, mutantlar...ne kadar soğuk kelimelerdi benim için. Kentliler benim deyimimle nankör şehirlilerin; yerlilerin yaşantısını hep yadırgamasının sürükleyici ve keskin anlatımını gördüm bu kitapta...aslında bize modern hayatta yaşayıp, bütün nimetlere karşı, Allah tarafından verilen imtiyazlara karşı ne kadar da şükretmemiz gerektiğini öğretiyor. Her şeye kolay ulaşabilmek, zahmetsiz, emeksiz, haksız yere elde edilen konforlar ne kadar sınırsız olursa olsun tatmin etmiyor. Dünyada hiç bir emek vermeden elde ettiğiniz şatafattan zevk alamazsınız. Üretirseniz, avınıza koşturursanız, alnınızdan ter akıtırsanız işte hayat o zaman anlamlı hale gelir. Teşekkürler çifte yürek.