"mine'l cinneti vennas"
Çok donanımlı, Türkiye geneli tanınan muteber, gönül gözü açık ferasetli hocam da bana demişti. "Oğlum bol bol istiaze çek! Etrafında şeytanlar çok! Unutma iki türlü şeytan var: "mine'l cinneti ven'nas" insi şeytanlara dikkat et!" Allah şahit bol bol çektim istiazeyi ve çok geçmeden hocamın demek istediği şeytanları gördüm.
Bu yüzden kalem ve kâğıtlar sağ olsun, kendine yazmak bu konuda daha iyi geliyor kanaatimce hocam. Duygularımız söze gelmektense satırlarda kendine yer buluyor.
Eyvallah hocam, aynı şeylerin benzerini kalbimin babası Şükrü Erbaş da bana söylemişti. "Recep, kalbimin oğlu. Eğer içindekileri doğrudan aktaramıyor dökemiyorsan kağıda yönel ve yaz. İçindekiler seni uyutmuyorsa dök kağıda rahatla" takribi böyle şeylerdi. Ve gerçekten kağıt-kalemin samimiyeti insanların samimiyetinden daha kuvvetli seni her halükarda dinlerler...
Bu şiirin adı niye sena,içinde hiç sena geçmiyor üstelik,görünce düşünürüm ama hala çözemedim.
En çok da bu dizelerde arıyorum "ekmek ve gül geçecek adımızda" dediği için.
Adımda ekmeği de gülü de bulamadım aklıma ekmek ve çiçek filmini getiriyor sadece o kadar.
Ama şiir çok güzel,o yeter herhalde:)
Ekmek ve gül; cinsiyet ayrımının olmadığı, kadının değerini önemini gücünü güzelliğini temsil ettiğini anımsıyorum. Hatta ABD de bir aktivist bunu bu şekilde dile getiriyordu. Sena da bence şiirin özünde bir övgü methiye olduğu için bu adı vermiştir;)
"dedim kırk sesle yıkansam da gitmez kalbimden sesin..."
"Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar..?"
Ben aksini düşünüyorum. Bence ancak hayatı ciddiye alanlar bu kafada olur..:) hayatı ciddiye almayan birinin siyasetle işi olmaz ve böyle zalim bir hayata göğüs germez:)_düşündüm sadece_