...
Oysa, güzel güzelliği geçmeyecek olandır; göreni, bileni, dokunanı, idrakine erişeni güzelleştirecek olandır. İnsanı inceltecek olan, güzelle, güzellikle böyle has bir irtibat içinde olmaktır.
Bugün güzellik kavramını metalaştıran, güzelliğin adeta sanayisini kuran bir anlayış var. Tek tek insanların güzelliği arayıp bulmasına, ararken güzelleşmesine izin ve imkan verilmiyor artık. Otoritelerini nereden aldığını bilmediğimiz birileri, birtakım buyurgan odaklar; güzelin ne olduğuna, neye benzediğine, nerede bulunduğuna, kaça satıldığına, güzelliğe nasıl erişebileceğimize bizim adımıza karar veriyor. Onların güzel dediği, içinde güzellik bulunduğunu söylediği şeylerin peşine takılıyor, onları elde etmeye, onlarla güzel olmaya çalışıyoruz. Yetiyor mu peki bu bize? Elbette yetmiyor!
O pazardan ne alırsak alalım, daha eve gelmeden güzelliği solup gitmiş, hükmü yitmiş, güzelliği yerine konan yeni güzellikle ilga edilmiş oluyor.
Güzel dediğimiz şeyin sürekli değişiyor olması, aslında hayatımızda yerleşik, kalıcı, kendini derinleştiren herhangi bir güzellik bulunmadığını söylemeli bize. Bir türlü incelmiyor, incelemiyor oluşumuz bundan! Kabalıktan, hoyratlıktan, itiş kakıştan, sığlıktan, nobranlıktan yakamızı kurtaramıyor oluşumuz bundan!
Oysa bundan birkaç nesil önce, belki daha yoksul ama geleneksel değerlerle daha bir ahenk içinde yaşayan insanlar vardı bu topraklarda. Güzellik satın alabildikleri değil; imrendikleri, özendikleri, erişebilmek için bir ömür boyu içlerinde hep bir ümit taşıdıkları şeydi, şeylerdi onlar için. Güzelliği bir ideal olarak hep yukarıda tuttukları, öyle anladıkları için belki de farkında bile olmadan güzelleşmişlerdi. Bakın inşa ettikleri yapılara, tezyin ettikleri evlere, işledikleri gergeflere, dokudukları kilimlere, biriktirdikleri