İnsan yetiştirirken, muhâtabımızın “Ne gibi özellikleri var ve bu özelliklerden neler ortaya çıkabilir, nasıl hayra çevrilebilir?” diye düşünmek gerekiyor. Fıtratı kâle alınmadan yetiştirilmeye çalışılan insana, yardımcı olamayız. Suya ihtiyacı olmayan bir çiçeği sulamak, ona merhamet değil zulümdür. Hayat kaynağı su olan balığı, oradan ayırmak zulümdür. Kutup ayısının inanılmaz soğuğa ihtiyacı varken, onu üşümesin diye ısıtmak zulümdür. İçi kıpır kıpır olan bir çocuğa, sürekli “Dur!” demek zulümdür. Konuşmayı çok seven bir çocuğa, sürekli “Sus!” demek zulümdür. Dâimâ tefekkür eden, kendi hâlinde ve yalnız olan bir çocuğa sürekli “İnsan içine karış!” demek zulümdür. Onun yerine bizler, var olan bu özelliklerin temeline inmeye çalışmalı, fıtraten var olan ve hep böyle kalacak özellikleri değiştirmeye çalışmak yerine, onları nasıl daha güzel geliştireceğimize ve hayra yöneltebileceğimize odaklanmalıyız.
Einstein’ın ünlü bir sözü vardır:
“Aslında herkes bir dâhîdir… Ama siz kalkıp bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, balık, bütün ömrünü bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir.”
Evet, bu cümleden yola çıkarak evlatlarımızı tanıyalım, kendimizi tanıyalım. Ne fıtrata suç atalım, ne tembellik yapıp kolaya kaçalım. Basîret, firâset, hüsn-i niyet ve gayretle insanımızı keşfedelim ve geride insanlığa hizmet edecek güzel sadaka-i câriyeler bırakalım.
Rabbimizden, baktığımızı Allâh’ın nûru ile görebilmeyi, gördüğümüzü ilmek ilmek işleyebilmeyi, işlediğimizi seyredebilmeyi, seyrettiklerimizin de rûhumuza safâ olmasını diliyoruz.
Ayşe Gündüz, Üzümü Kiraz Gibi Yetiştirmek