Acı, denen şey belki de kaçtığımız nihayet duraktır. Kaçışımız beyhudedir. Acı bir şekilde sana uğrayacak... Yediğin yemekteki acı ya da kesiklerden, kırıklardan ve hastalıklardan gelen acıdan bahsetmiyorum. Çağımızın derdi ruhsal acıdan bahsediyorum. Etimizin altında duran ve ebediyen yaşayacak ben içindeki benden bahsediyorum. Ve "O an" geldiğinde saklanmak nafile, o yorgan seni karabasandan ve öcüden korurdu ve sen büyüdün acı senin içindeyken kırk kat yorgan çare olamaz derdine. Gerçek acı nedir bilir misin? Sevginin şiddeti ne kadar büyükse acı da o kadar büyük olur. Ama sen sevmekten korkma dostum. Kâinatı kaplayacak kadar sev sevdiklerini ve sevdiğin şeyler birgün senden gittiğinde o zamana kadar besleyip büyüttüğün, kainata sığdıramadığın o sevgi, sana büyük bir acı olup kıyametin olacak. Bütün kâinat yanarken sen nereye kaçabilirsin ki.
Düşün sevgini en çok kime verdiysen ve o gittiyse senin kıyametin o an başlar ve ölene kadar sönmeyen bir kor gibi kalbin attıkça orada durur.
Kime verdin sevgini annene mi ? Babana mı? Kardeşlerine mi? Eşine mi? Çocuğuna mi? ......... Var boşluğu sen doldur. Onlardan ayrılmayı onları kaybetmeyi bir an dahi düşünmek istemezsin. An gelir boş bir zamanda, boş bir mekanda bu düşünce kalbinde bir sızıyla aklına uğrar, gözünde bir resim olur kıyametinin şekli. Dayanamazsın yırtar atarsın o düşünceyi, başını aniden çevirir ve derin bir iç çekersin. Göz kapakların istemsizce titrer...
Seni götürebildim mi o kıyametimize...?
Herkese uğrayacak olan ve herkesin kaçtığı kıyametimize. O kıyametten kaçma, o ayrılıktan korkma, sev kardeşim, sonunu bile bile sev . Senin kıyametin olsa bile sev ve sevdir benliğini onlara, çünkü sen de başkalarının kıyametisin ve eğer öyleyse ne mutlu sana... Ama en çok herşeyi vereni ve hiç gitmeyecek olanı