Her yeni yıl, bembeyaz ve henüz yazılmamış bir sayfa gibidir.
2026 yılı için kitap okuma hedefim, sadece bir rakamdan ibaret değil; yeni dünyalar keşfetme, farklı bakış açıları kazanma ve gündelik hayatın koşturmacasında ruhumu dinlendirme sözüdür.
“Günümüz hayatı ahlaktan yoksundur, insanlar birbirlerine karşı neyin uygun ve neyin yakışır olduğuna dair geleneksel, kutsal ve yazılı olmayan müşterek bir anlayıştan mahrum kalmıştır.”
Yazarımız, Gazze’yi dünyanın geri kalanından koparılmış dev bir "açık hava hapishanesi" olarak anlatır.
Bir halkın sadece bombalarla değil; açlık, susuzluk ve belirsizlikle nasıl terbiye edilmeye çalışıldığını net bir şekilde ortaya koyuyor ve delillendiriyor.
Ayrıca Gazze halkının çoğunun aslında 1948’de topraklarından sürülmüş mülteciler olduğunu hatırlatarak gerçek sahiplerinin Filistinlilerin olduğu vurgusunu örneklerle dile getiriyor.
Uzun yıllardır uygulanan ağır ablukanın, Gazzelilerin hayatını nasıl bir kalori hesabına mahkûm ettiğini, yani ölmeyecek ama tam da doymayacak kadar yaşamalarına izin verildiği çarpıcı detaylarla aktarılıyor.
Bu kuşatılmışlık içinde insanların hayata tutunmak için yerin altına tüneller kazarak kendilerine nasıl bir dünya kurduklarını, ilacı yiyecekleri içecekleri ve gelinliği dahi bu tünellerden geçirerek direnişi bir yaşam biçimi haline getirdiklerini uzun uzun anlatılıyor.
Özetle;imkansızlıklar içinde onurunu korumaya çalışan bir halkın sosyolojik portresini çizerken, uluslararası toplumun bu trajedi karşısındaki dilsizliğini sert bir dille eleştiriyor.
Ve diyor ki;
Her türlü imkanın kısıtlandığı, gökyüzünün bile kontrol edildiği bir yerde bir halk nasıl hala "insân" kalmayı ve umut etmeyi başarır?