Fahrettin Saruhan

Fahrettin Saruhan
@riman1729
Size kendimden çok Arkdaşlarımı tanıtmak isterim. Slavoj Žižek , Lacan , Hegel , Oğuz Atay…
Akıllı ol evlat !!!
Bana bak evlat. Herkes sana salak diyor ama sen zehir gibisin. Onurunla, uzun yaşamak istiyorsan tek şey yapacaksın: Topallamaya devam et. Kekele. Hasta görün, aptal görün. Çünkü bu yılan çukurunda akıllı olduğunu bir an belli edersen, seni tam o an paramparça ederler.” Çocuk o saf inancıyla itiraz eder: “Ama babamlar halkın özgürlüğüne inanırdı.” Yaşlı adam susar, sonra o masumiyeti tek vuruşta yere serer: “O YÜZDEN ÖLDÜLER ZATEN. O yüzden ZEHİRLENDİLER.”
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
beynimiz tembel bir organdır
Şöyle düşün: insan beyni çalışmayı, kafa yormayı pek sevmez. Küçük kararlar onu yormaz — sabah peyniri mi reçeli mi süreceğin, hangi tişörtü giyeceğin gibi şeyler beynine dert olmaz. Ama ÖNEMLİ kararlar, mesela büyük bir iş anlaşması ya da hayatını değiştirecek bir seçim, beynine adeta acı verir. Çok enerji harcaması gerekir ve kısa sürede yorulur. Bu yüzden beyin sürekli kolay yola kaçmak, zor kararları ise ertelemek ister.
Ve HÜSRAN... Çok 'sanat müziği' bir kelimedir
“Hüsran” sadece istediğini alamamak değil — birinin içini BOŞALTMAK, hiçleştirmek, KANDIRMAKTIR. Ve hayat trajik olur çünkü istediklerimiz birbiriyle bağdaşmaz; birini seçtiğin an, ötekinin seni kandırmasına izin vermiş olursun. Asıl soru “ne istiyorsun?” değil — “hüsrana katlanabilir misin?“dir
Alıntı
“Erkek dediğin kadınlara gönül vermekten, çılgınlık, yanlışlık yapmaktan, acı çekmekten korkmaz. Çünkü kadın erkeğin cüretini, küstahlığını bağışlar, ama şu sizin aklı başındalığınızı hoş karşılamaz.”
Alıntı
İçimizde hepimizin bir putu vardır. Put dediğim şey bir tanrı değil — eski bir alışkanlık, eski bir haz, eski bir tatmin biçimidir. Yıllarca önünde eğildiğimiz, bizi rahatlatan ama aslında bizi tüketen şey. Ve sonra bir gün biri bize doğruyu söyler. Ya da kendimiz okuruz, anlarız, içimize işler. “Tamam,” deriz, “artık biliyorum.” Ama hiçbir şey değişmez. Çünkü yeni gerçek bizi putumuzdan ayırmaz — biz sadece o gerçeği putun yanına koyarız. İkisi yan yana yaşar içimizde. Bilgi bir rafta durur, put başka bir rafta — ve biz hâlâ eski rafa secde ederiz. Bak kendine: Sigaranın seni öldürdüğünü biliyorsun — yine içiyorsun. O ilişkinin sana iyi gelmediğini biliyorsun — yine dönüyorsun. Telefonun seni tükettiğini biliyorsun — yine eline alıyorsun. Bilmek bizi kurtarmıyor. Phillips’in söylediği tam olarak bu: değişim, yeni bir şey öğrenmek değildir. Değişim, eski putu yıkmaya cesaret edebilmektir. Ve genellikle yıkmayız. Sadece yanına yenisini koyarız.
Alıntı