Fahrettin Saruhan

Fahrettin Saruhan
@riman1729
Size kendimden çok Arkdaşlarımı tanıtmak isterim. Slavoj Žižek , Lacan , Hegel , Oğuz Atay…
Kökler ve Yokluk: Gospodinov’un Yas Fenomenolojisi Üzerine
Puan vermedi·208 syf.··
2026 1. kitabı
Ölüm hakkında yazmak, her zaman bir tür ihanet barındırır. Yaşayanın, gideni kelimelerle tutma çabası; hem nafile hem de kaçınılmaz. Gospodinov bu çelişkinin tam ortasında duruyor: babasının bahçıvan kimliğini varoluşsal bir metafora dönüştürürken, yasın zamansallığını da sorguluyor. Kitabın en çarpıcı hamlesi, anlatıcının daha ilk sayfada “bu kitabın sonunda başkahraman ölüyor—hatta ortasında” demesi. Bu erken itiraf, okuru gerilim beklentisinden kurtarıp asıl meseleye yönlendiriyor: ölümün kendisi değil, geride kalanların o boşlukla nasıl yaşayacağı. Bahçıvan figürü burada alegorik bir yük taşıyor. Toprakla, köklerle, zamanla kurulan ilişki; bir insanın dünyada nasıl yuvalandığının, Heideggerci anlamda nasıl “ikamet ettiğinin” ifadesi. Baba öldüğünde kaybedilen sadece bir kişi değil, bir dünyaya bakış biçimi, bir “orada-olma” tarzı. Yas sürecinin paradoksu şu: uzun hastalık dönemleri “hazırlık” fırsatı gibi görünse de, aslında kaybı katmanlıyor. Her hastane ziyareti, her gerileme, küçük ölümler biriktiriyor. “Keşke acı çeken gözleri değil, mutluluktan parlayan gözleri kalsa aklımda” arzusu tam da bu yüzden gerçekleşmiyor—beyin, travmayı koruma refleksiyle güzel anıları örtüyor. Gospodinov’un ustalığı, bu ağır malzemeyi işlerken mesafeyi korumasında. Ne melodrama kayıyor ne de soğuk bir kronik tutuyor. Zor anları komik hikâyelerle yumuşatması, yazının terapötik işlevini açığa çıkarıyor. Yazarak yas tutmak, belki de yasın en dürüst biçimi. Ve kitabın sonu: “Babam öldü. Ne yapacağımı bilmiyorum.” Bu cümle, tüm felsefi çerçevelerin, tüm edebî mesafelerin ötesinde, yasın indirgenemez çıplaklığını veriyor. Çünkü sonunda herkes bu noktaya varıyor—kaç yaşında olursa olsun, ne kadar “hazırlıklı” olursa olsun. Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi gittiğinde, gerçekten hâlâ
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·256 syf.··
2024 78. kitabı
"Güneşe Bakmak: Ölümle Yüzleşmek", sizi hem ürkütecek hem de derinden etkileyecek bir kitap. Ünlü psikiyatrist Irvin D. Yalom, bu eserinde hepimizin içinde taşıdığı ama çoğu zaman konuşmaktan kaçındığı bir konuyu masaya yatırıyor: ölüm korkusu. Yalom'un samimi üslubu, daha ilk sayfalardan sizi sarıyor. Sanki karşınızda oturmuş, bir fincan kahve eşliğinde sohbet ediyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Kendi ölüm korkularından, hastalarıyla yaşadığı deneyimlerden ve hatta çocukluğundan bahsederken, kendinizi ona açılmak ister bir halde buluyorsunuz. Kitabın en etkileyici yanlarından biri, Yalom'un ölüm korkusunu bir düşman olarak görmemesi. Aksine, bu korkuyla yüzleşmenin hayatımızı nasıl zenginleştirebileceğini anlatıyor. "Ölüm fiziksel varlığımızı yok eder ama hayatımızın kahramanı olma fikri bizi kurtarır," diyor Yalom. Bu cümle, kitabın özünü mükemmel bir şekilde özetliyor. Yalom, kitap boyunca birçok hasta hikayesi paylaşıyor. Bu hikayeler sadece teorik bilgiler vermekle kalmıyor, aynı zamanda okuyucuya "yalnız değilsin" mesajını da veriyor. Örneğin, ölüm korkusuyla mücadele eden Tim'in hikayesi, birçoğumuzun kendimizi bulacağı türden. Kitabın belki de en çarpıcı bölümlerinden biri, Yalom'un kendi ölümlülüğüyle yüzleşmesini anlattığı kısımlar. 74 yaşında bu kitabı yazarken, kendi sonluluğuyla nasıl barıştığını, hatta bundan nasıl güç aldığını anlatıyor. Bu samimi paylaşımlar, kitabı sadece bir self-help kitabı olmaktan çıkarıp, adeta bir yaşam bilgeliği hazinesine dönüştürüyor. "Güneşe Bakmak", adından da anlaşılacağı gibi, bizi korkularımızla yüzleşmeye davet ediyor. Tıpkı güneşe doğrudan bakmanın gözlerimizi nasıl kamaştırıp acıttığı gibi, ölüm düşüncesi de bizi ürkütebilir. Ama Yalom, bu kitapla bize adeta özel bir gözlük veriyor. Bu gözlükle ölüme bakınca,
Güneşe Bakmak Ölümle YüzleşmekIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20173,388 okunma
Adete bir rehber
10/10
·432 syf.··
2024 75. kitabı
Ünlü psikoterapist Julius Hertzfeld, bir gün beklenmedik bir kanser teşhisi alır. Bir yıl içinde öleceğini öğrenen Julius, hayatını ve kariyerini sorgulamaya başlar. Bu süreçte, yıllar önce tedavi ettiği ancak başarısız olduğu bir hasta olan Philip Slate ile yeniden bağlantı kurar. Philip, Julius'un terapisinden fayda görmemiş ve bunun yerine Schopenhauer felsefesine yönelmiştir. Schopenhauer'in "Hayat, acı çekmektir; hayatın anlamı acıdan kaçınmaktır" sözünü benimseyen Philip, duygusal bağlardan kaçınarak hayatını sürdürmektedir. Julius, Philip'i kendi grup terapisine katılmaya ikna eder. Grup terapisi seansları, kitabın ana odak noktasını oluşturur. Grupta Pam, Tony, Gill, Stuart, Rebecca ve Bonnie gibi karakterler yer alır. Her biri kendi kişisel sorunları ve varoluşsal krizleriyle mücadele etmektedir. Schopenhauer'in "Her birey kendi karakterinin zorunluluğuna göre davranır" sözü, grup üyelerinin davranış kalıplarını anlamada bir rehber görevi görür. Pam, eski sevgilisi ve kocası arasında sıkışmış durumdadır. Çözüm aramak için Hindistan'a gider ve Vipassana meditasyonuna yönelir. Ancak bu deneyim, ona beklediği huzuru getirmez. Schopenhauer'in "Yalnızlık, kişinin kendisiyle barışık olmasını gerektirir" sözü, Pam'in iç huzur arayışını yansıtır. Philip, gruba katıldıkça kendi duygusal engellerini fark etmeye başlar. Schopenhauer felsefesini bir savunma mekanizması olarak kullandığını anlar. "Bütün hakikat üç aşamadan geçer. Önce alay edilir. Sonra şiddetle karşı çıkılır. En sonunda apaçık olduğu kabul edilir" sözü, Philip'in kendi gerçekleriyle yüzleşme sürecini özetler. Julius, kendi ölümlülüğüyle yüzleşirken, grup üyelerine daha açık ve dürüst davranmaya başlar. Kendi kişisel hikayesini ve zayıflıklarını paylaşır. Schopenhauer'in "Hayat bir sarkaçtır, keder ve
Bugünü Yaşama ArzusuIrvin D. Yalom · Kabalcı Yayınevi · 20054,850 okunma
8/10
·191 syf.··
2024 27. kitabı
Bu kitap, Mitch Albom'un kaleminden çıkmış, Profesör Mori ile eski öğrencisi arasındaki derin sohbetleri ele alır. ALS hastalığına yakalanan Profesör Mori'nin hayatın son dönemlerinde öğrencisiyle paylaştığı yaşam ve ölüm üzerine dersler, kitabın merkezini oluşturur. Profesör Mori, "Ölmeden önce, kendini bağışla, sonra da başkalarını," diyerek bağışlamanın önemini vurgular ve bu, kitap boyunca sevgi, bağlılık ve insan ilişkilerinin kıymeti üzerine kurulan diyalogların temelini oluşturur. Ölümle yüzleşmenin, yaşamı daha bilinçli ve anlamlı bir şekilde değerlendirmeyi nasıl sağladığı, Profesör Mori'nin verdiği derslerle açığa çıkar. "Birbirimizi sevdikçe ve sevgimizi sürekli hatırladıkça, hiç yok olmadan yaşayabiliriz," diyerek sevginin sürekliliği ve karşılıklı etkileşimlerin önemine değinir. Ayrıca, "Dünyada en önemli şeylerden biri sevgi vermeyi ve verilen sevgiyi almaktır," sözleriyle de insan ilişkilerinde sevginin merkezi rolünü pekiştirir. Kitap, hayatın kaçınılmaz sonuyla yüzleşirken insanın kendi içsel yolculuğunu ve toplumsal sorumluluklarını nasıl ele alması gerektiğini sorgulatır. "Ölmeyi öğren, nasıl yaşayacağını öğrenirsin," ifadesiyle Mori, ölümün bilinciyle yaşamanın, hayata bakış açısını nasıl değiştirebileceğini anlatır. Bu eser, öğretmenler, eğitimciler ve hayatın anlamını derinlemesine kavramak isteyen herkes için kıymetli dersler içerir. Profesör Mori'nin öğretileri, sevgi, anlam ve bağlılığın hayatımızdaki yerini yeniden düşünmemiz için bize rehberlik eder.
Öğretmenim Mori'yle Salı BuluşmalarıMitch Albom · Boyner Yayınları · 20202,783 okunma
7/10
·316 syf.··
2024 21. kitabı
John Steinbeck'in kaleme aldığı "Bitmeyen Kavga", Amerikan edebiyatının en güçlü eserlerinden biri olarak kabul edilir. Roman, 1930'ların Büyük Buhran döneminde Kaliforniya'da yaşanan elma hasadı sırasında göçmen işçilerin karşılaştığı ağır koşulları ve bu duruma karşı verdikleri mücadeleyi anlatır. Steinbeck, bu eserinde gerçek yaşamdan alınmış olayları ve karakterleri kullanarak, okurlarına o dönemin sosyal ve ekonomik koşullarını derinden hissettirir. Romanın odak noktası, insan onurunu ve adalet arayışını korumaya çalışan işçilerin grevidir. Bu grev, sadece bir ücret mücadelesi değil, aynı zamanda daha iyi yaşam koşulları, saygı ve insanlık onurunun korunması için verilen bir savaştır. Steinbeck, karakterler aracılığıyla, insan ruhunun zorluklar karşısında nasıl direndiğini ve kolektif eylemin gücünü vurgular. Yazar, göçmen işçilerin düşük ücretlerle nasıl hayatta kalmaya çalıştıklarını, kötü çalışma koşulları altında nasıl ezildiklerini ve işverenler tarafından nasıl insanlık dışı muameleye tabi tutulduklarını detaylarıyla anlatır. Roman aynı zamanda kapitalist sistem içindeki sınıf çatışmalarını, ekonomik eşitsizlikleri ve bu durumun insanlar üzerindeki etkilerini ele alır. Steinbeck'in "Bitmeyen Kavga" üzerine yaptığı çalışma, bizzat grev alanlarını ziyaret etmesi, işçilerle ve aktivistlerle görüşmesi sayesinde birinci elden bilgilere dayanır. Bu yaklaşım, romanın olaylarını ve karakterlerini daha gerçekçi ve etkileyici kılar. Yazar, okurların o dönemin acılarını, mücadelelerini ve insan ruhunun direncini derinden hissetmelerini sağlar. Eserde, grevin başlangıcı, gelişmesi ve sonuçları, okurları sayfalar boyunca merak içinde tutan sürükleyici bir hikaye olarak sunulur. Karakterler arasındaki çatışmalar, duygusal dalgalanmalar ve bireysel hikayeler, romanın
Bitmeyen KavgaJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 20167,6bin okunma