Hayırlı Cumalar Mesajı Atmış
Yürüyen putlara kulluk edenler Hayırlı cumalar mesajı atmış İşçi emeğini yolluk edenler Hayırlı cumalar mesajı atmış Mülk Allah'ın diye yazıp binaya Ölçüsüz insafsız zam yap kiraya Sofilik softalık satanlar güya Hayırlı cumalar mesajı atmış Duvarlara tek kat süren boyacı Mahsüle hormonu veren seracı Fahiş Komisyon alan aracı Hayırlı cumalar mesajı atmış İslamlık davası gütmeyen herif Ömründe camiye gitmeyen herif Ciğeri beş para etmeyen herif Hayırlı cumalar mesajı atmış Menfaat hükümran kalmamış insaf Müşteriyi soyan aldatan esnaf Ne kadar garip ne kadar tuhaf Hayırlı cumalar mesajı atmış Açgözlü tamahkar olmayın beyler Milletin ahını almayın beyler Hortumcu rüşvetçi çok sayın beyler Hayırlı cumalar mesajı atmış
çaresiz gözler
kupa papazının kalbi bile kırık bugünlerde, herkeste farklı bir telaş, herkeste laedri bir yâr'a. sırtını doğan güneşe, yüzünü hüznüme dönen daha konuşmadan içimi onlarca acıyla örten duvarlar şahit. ne zaman gözlerim tavandaki o derin boşluğa dalsa gözlerimin dört bir yanı denizlerle çevrilir, boğulurum. ne zaman kendimden nefret etsem, ne zaman tanrıya elimi açıp, iki çift laf etsem elindeki elma şekerini fakir çocukların önünde şapırdatarak götüren veletler gelir aklıma çünkü o an fakirleşir bedenim, bileklerimin o alaycı tebessümleri ve elinde kan'şekeri fayans üzerinde şıpırdayan halüsinasyon vardır. dikenleri protez güller gördüm ben tutmasını bilene batmadıkları için kırıldı hepsi gülün yüzündeki hüznü süzdü güz gülüşlü sözüm. kıyafetsiz çırılçıplak kelimeler gördüm ben hepsi bir bir dudaklardan intihar eder haldeydi son sözlere müteakip gömülen aşklar gördüm ben iyi bilirdik dendi hepsine, çünkü hepsine kelimeler kifayetsizdi. cam kenarından bir hayat yolculuğuydu yaşamak artık bir yanağımız buğulanmış bir hicrandı, cama yaslanmış diğeri ise; umut süsü verilmiş, kabuklaşmış bir yara. yıllarca hayallerimizin gönderinde dalgalanan aşklarımız bugünlerde yalnızlıklar tarafından indirilmiş durumda
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Riyakâr kişi için ibadet, nefsi terbiye eden bir yolculuk olmaktan çıkmış, toplum içinde konum kazandıran bir gösteri hâline gelmiştir. Bu nedenle riya, psikolojik olarak bir "kimlik çarpılmasıdır". İnsan, ibadeti Allah'ın huzurundan çıkarıp insanların gözünde gerçekleştirmeye başladığında ibadetin dönüştürücü gücü körelir, ruh, gösteri alanında yorularak tükenir. Kur’an Psikolojisi
Kitap Alıntısı
Yavaşla kitabı sözlükçem
​ ​Azade: Bağımsız, serbest, kurtulmuş. ​Beis: Engel, sakınca, zarar. ​Bezirgan: Tüccar, alışverişle uğraşan kimse. ​Bayağılaştırma: Bir şeyi niteliksiz, sıradan veya değersiz hale getirme. ​Cendere: Sıkıştırma aracı; mecazen sıkıntılı, bunaltıcı durum. ​Cürüm: Suç, günah. ​Diğerkam: Başkalarını düşünen, özgecil, bencil olmayan. ​Dumur: Körelme, gelişememe, duraksama. ​Etnosentrizm: Kendi etnik grubunu veya kültürünü merkeze alıp diğerlerini ona göre değerlendirme (etnik merkezcilik). ​Hamasi / Hamaset: Yiğitlik, kahramanlık; coşkunluk ve heyecan (bazen aşırıya kaçan anlatım için kullanılır). ​Hasretmek: Ayırmak, özgü kılmak, birine veya bir şeye adamak. ​İğdiş: Bir şeyin özünü, niteliğini bozma veya etkisizleştirme. ​İkbal: İşlerin yolunda gitmesi, başarı, parlak dönem, yükselme. ​İkmal: Tamamlama, bütünleme, eksikleri giderme. ​İltica: Sığınma. ​İmge: Zihinde tasarlanan biçim, görüntü, hayal. ​İmtina: Kaçınma, çekinme, yapmamayı tercih etme. ​İstihdam: Çalıştırma, işe alma. ​İstihna: Bir şeye ihtiyaç duymama, gönlü tokluk, tenezzül etmeme. ​İstinat: Dayanma, güvenme, bir temele bağlama. ​İhtimam: Özen, dikkat, titizlik gösterme. ​Kisve: Kılık, kıyafet, dış görünüş. ​Körpe: Taze, yeni gelişmekte olan. ​Lümpen: Toplumun genel kültürel ve ekonomik düzeyine uyum sağlayamamış, yersiz yurtsuz veya sınıfsal kimliğini yitirmiş (genellikle aşağılayıcı anlamda). ​Maderşahi: Anaerkil (kadının egemen olduğu aile veya toplum yapısı). ​Malul: Sakat, bir hastalığı olan veya değeri düşürülmüş (hukukta). ​Maraz: Hastalık, illet; mecazen kötü huylu alışkanlık. ​Mefhum: Kavram. ​Meram: İstek, maksat, anlatılmak istenen.
ALLAH; Fakiri doyurun diyor. Biz, fakiri doyur diye dua ediyoruz. Yetime bakın diyor. Biz, yetimi koru diye dua ediyoruz. İnsan oğlu çok riyakar….
Zamanı Bekleyen Mahsul
İncir ağacının o koyu, serin gölgesine sığınıp gözlerini hafifçe kapatıvermiştim. Huzurlu bir dalıştı bu... Kulaklarıma ilk çalınan, ritmik bir ağlama korosuydu. Kadınlar, sanki profesyonel birer ağıtçı gibi gırtlaklarını yırtarcasına ağlıyor, etraftaki insanları da bu feryada ortak olmaya zorluyorlardı. Ölen kişinin varlığından ziyade, en çok acı çeken benim korosu eşlik ediyordu bu tiyatroya. Bu sahte gözyaşlarının hemen ardında ise bambaşka bir telaş vardı; herkes kendi dünyasının küçük hesaplarını, kibirli bir saygının arkasına gizlemişti. Bu sırada fonda bir ses, Kur'an-ı Kerim okuyordu. Ses yaklaştıkça kelimeler netleşti; Yâsîn Sûresi okunması gerekirken, hoca Nisâ Sûresi’nin 135. ayetini tilavet ediyordu: "Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun." Ölümle, ahiretle uzaktan yakından alakası olmayan bir surede, şahitlikte dürüstlükten bahsediliyordu. Nasıl olsa Kur'an'dır deyip geçiyorlardı işte; ölenin ardından dürüstçe şahitlik yapacak kimsenin kalmadığını bilerek, sadece ritme ayak uyduruyorlardı. Erkeklerin saf tuttuğu tarafa doğru süzüldü bakışları. Herkes tekdüze, keyifsiz ve ezberlenmiş kelimelerle "İyi bilirdik" diye mırıldanıyordu. Oysa dil başka söylerken, kalpler kendi defterlerini açmıştı bile. İçinden içinden konuşuyordu Necmi amca: Veresiye defterini kapatmadurak öldü gitti da! Şimdi uğraştur dur bizi işin yoksa, o kadar borci kim ödeyecek bağa... Hemen ötesinde duran genç, yakışıklı adamın zihninden geçenler ise babasının kaybından ziyade malın mülkün taksimiydi: Babamın mirasını en çok ben hak ediyorum, aslan payı benim olmalı. İmamın hemen arkasında, ölenin canından kanından olan kardeşi duruyordu. İçindeki bastırılmış öfkeyi ve kini
Duygu ve Düşünce