Mekkede Erkamın adalet evi Daha konuşmazsın hemen; önce gözlerin uyanır, sonra bakışların, en son da o içimi ısıtan gülüşün. Göksel 48 Sen Uyanırken Erkam ibnil Erkam Mekkede adalet evi Oydu müslümanlara evini açan sahabi Evini açarken seslendi Resullullah nebiye Sallahu aleyhi vesselem baktı yüzüne Ey efendimiz evim müslümanlarındır.. İslamın sesi içimizi ısıtıyordu İlk önce Efendimiz SAV sonra müminler Hepsi bu evde uyanıp kıyama kalkacaktı Darul erkam erkamın evi sahabe yurdu Erkam ibnil erkam Mekkede bir kahraman Gözler uyanınca bakışlar kıyama kalktı Şiirler naatlar bu adalet evinde yazıldı Dünya böyle değildi sahabeler devrinde Sahabeler gidince kaldık efkâr içinde Şimdi içimizi ısıtmıyor sahte gülüşler Kuraan okuyordu Kahraman sahabe Erkam b erkam okudu Bakara suresini Dediki ey kahramanlar içimi efkâr basar Kafir ve münafıklar istemez hayırlı olanı Ne hale geldi dünya efkârı hep kaldı bize
Şiir
Gözlemci Mütercimin Trajedisi: Dijital Gözetim Çağında Epistemolojik Sabotaj ve Entelektüel Direnişin Sınırları İstasyonun Yıkılışı ve Zamanlamanın Trajedisi Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, insanlığın dijitalleşme hikayesi artık bir özgürleşme anlatısı olmaktan çıkmış, mutlak bir kuşatılmışlık realitesine evrilmiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, teknolojik gelişmelerin masum birer ilerleme hamlesi olmadığını, aksine küresel sermaye ve devlet aygıtlarının eliyle yürütülen monolitik bir egemenlik inşası olduğunu göstermektedir. Bu sürecin kırılma noktalarını geriye dönük bir okumayla incelediğimizde, entelektüel zihnin en büyük zaafı olan "post-facto" (olgu sonrası) analiz tuzağıyla karşılaşırız. Tarihsel kronolojiye bakıldığında, kırılmanın kökleri iki binli yılların başına kadar uzanır. İki bin dört yılında Silikon Vadisi’nde küçük sermayelerle temeli atılan platformlar, bugün küresel siyaseti manipüle eden, başkan yardımcılıklarını dizayn eden ve devletlerin kılcal damarlarına sızan birer devasa veri imparatorluğuna dönüşmüştür. Trenin çoktan kalktığı, istasyonun yıkıldığı ve rayların doğrudan egemen yapıların merkezine bağlandığı bu post-facto gerçeklikte, entelektüel ancak bir tarihçi gibi geriye bakarak trajediye not düşebilmektedir. Eğer iki bin dört yılında bu analiz yapılıp kurumsal nüfuz sınırlandırılsaydı, bugün algoritmik determinizm altında ezilen bir toplum yerine, veri egemenliğini elinde tutan bir öznellikten bahsedebilirdik. Fakat bugün, geçmişin ihmaliyle şekillenen bir algoritmik kuşatmanın tam ortasındayız. I. Sistemin Monolitik İllüzyonu ve Fiyatlandırılmış Muhalefet Günümüz gözetim kapitalizmi, muhalif söylemi doğrudan yasaklamak yerine onu emme ve kendi lehine dönüştürme kapasitesine sahiptir. "Sistem, muhalif
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Thiel gibi liberteryen elitler tam olarak pratik imkansızlıktan besleniyorlar. Diyorlar ki: "Solun en radikali bile nihayetinde ulus-devletin sınırlarına ve onun rıza mekanizmalarına tabi olur." Bu yüzden ses çıkarmayı (Voice) tamamen bir kenara bırakıp; parayı, akademiyi, hukuku ve coğrafyayı bypass edecek algoritmik kaleler inşa ediyorlar. Ulus-devletler içerideki "Ses" mekanizmalarını güvenlikleştirme ile boğarken, küresel teknolojik sermaye de "Çıkış" kapılarını kilitleyip kendi feodalizmini kuruyor. Bu iki değirmen taşı arasında, ne ulus-devletin şovenizmine sığınmak isteyen arkaik solun ne de Silikon Vadisi'nin bu post-insani distopyasının kapsamadığı, "insani ve demokratik bir Ses" alanı sizce hala mümkün mü? Yoksa insanlık için geriye kalan tek şey, egemenlerin tasarladığı farklı hapishaneler arasında bir seçim yapmak mı?
1000Kitap
Evet, ilmektir boynumdaki ama ben kimsenin kölesi değilim tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya tarantulaymış benim adım diyecek değilim tam düşecekken tutunduğum tuğlayı kendime rabb bellemeyeceğim razı değilim beni tanımayan tarihe beni sinesine sarmayan tabiattan rıza dilenmeyeceğim. İsmet Özel
Alıntı
Hikmet Ehli der ki; "Mutluluk; modern zaman uydurmasıdır. Eskiler "bahtiyâr olmak' derlerdi, bahtıyla barışık olmak. Bahtıyla barışık olmak; İlahi iradenin tecellilerine rıza göstermek, Yunus'un diliyle "Kahrın da hoş, lütfun da hoş" diyebilmektir. Bu yazıyı instagram rusendilsufi hesabında gördüm. Çok hoş değil mi
Sabır, kalbin sükûnetidir. Her fırtına dinecek,her karanlık yerini nura bırakacaktır.. Allah’a güven, O,seni senden daha iyi bilir.. “Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir..”✨🌻 (Bakara Sûresi, 153)..
Din İslam