Ağır vergi ve harçlar toplumun onurunu kırar. İzzetinefis sahibi kesimler, haksız vergiye direnir. Direnmeyenler, zillete rıza göstermiş demektir. Bir topluluğun boynunda borç ve haksız vergiden örtülü bir yular görürsen, bil ki o toplum belini doğrultamaz.
Meyvelerinden biri de güzel hayattır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Erkek olsun kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatta yaşatırız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeliyle vereceğiz." (Âl-i İmran, 195)
İmam İbn Kayyım (rahimehullah) şöyle demiştir: "Güzel hayat" kanaat, rıza, güzel rızık ve benzeri şekillerde tefsir edilmiştir. Ancak doğru olan kalbin imanla Allah'ı bilmesi, sevmesi, ona tevbe etmesi, ona tevekkül ederek yaşaması, rahat etmesi, sevinip mutlu olmasıdır. Öyle ki, buna sahip olanın hayatından daha güzel bir hayat yoktur. Cennetin refahı dışında bundan daha üstün refah yoktur. Bu güzel hayat üç yurtta olur: Dünya yurdu, berzah yurdu ve karar yurdunda.
Sellahattin Bulut Tîroj dergisi soruşturmasında şu şekilde aktarır: Polis haftada ya da iki haftada bir Medya Kitabei'ne gelir raflardaki bütün kitapları yere atardı. Bütün kitaplar Kürtlerle ilgili olduğu için rafları olduğu gibi yere deviriyorlardı. Sonra kitaplara basıyorlardı. Sigara içip izmaritlerini üzerinde söndürüyorlardı. Özellikle kapaklarında tarihten gelen Kürt büyüklerinin fotoğrafları olan kitapları ayaklarıyla çiğniyorlardı. Örneğin Şeyh Said'in, Mustafa Barzani veya Seyit Rıza'nın olduğu bir kapağı gözümün önünde çiğniyorlardı. Beni itiyorlardı. Bazen de gözaltına alıyorlardı.
Kur'an Yolu Tefsiri
Bir: Bu tefsir, söylendiği gibi günümüz Müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak hazırlanmış değildir.
Çünkü günümüz Müslümanlarının, bir kadınla şahitsiz yani/nikâhsız olarak cinsî beraberliğin caîz olduğunu söyleyen hocalara ihtiyacı yoktur. Oysa bu tefsir, mut'a nikahina cevaz vermektedir.
İki: Bu tefsir, klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değildir.
Eğer öyle olsaydı, klasik tefsirlerin yazdığı gibi bu tefsir de "Müslüman olmayanların zinhar cennete giremeye-ceklerini" söylerdi. Oysa tam tersini söylemektedir.
Üç: Bu tefsir öyle değerli bir çalışma değildir.
Eğer öyle olsaydı, Süleyman Ateş ve Muhammed Esed gibi, son peygambere ve son kitaba inanıp inanmamayı solda sıfır sayarcasına "Peygamberimiz'e ve Kur'an'a iman etmeyenlerin de cennete gireceklerini iddia edenleri", mason Abduh ve M. Reşid Rıza gibi İslam düşmanlarını İslam alimi saymaz ve onların eserlerinden alıntılar yapmazdı.
Dört: Bu tefsir uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış da değildir.
Müfessirler genellikle 127. âyetteki"... temellerini yükseltiyordu" ifadesine dayanarak, Kâbe'nin yerinde daha önce bir yapı bulunduğunu, bunun zamanla (Nûh tûfanında) harap olup üstünü kum örtüsünün kapattığını, Hz. İbrâhim'in bu eski temelleri açığa çıkararak bunların üzerine Kâbe'nin binasını yükselttiğini belirtirler. Ayrıca Kâbe'nin ilk defa melekler veya Hz. Adem tarafından yapıldığına dair bazı rivayetleri aktarırlar. Ancak Taberî bu hususta kesin bir bilgimizin bulunmadığını belirtirken çağdaş müfessirlerden M. Reşîd Rızâ, söz konusu rivayetleri kıssacıların uydurması saymakta, özellikle bir kısım yahudilerin yaydıkları İsrâiliyat türünden rivayetler olarak nitelemekte ve Kâbe'nin ilk defa Hz. İbrâhim tarafından inşa edildiğini ifade etmektedir.
Sayfa 211 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 9. Baskı·Kitabı okudu