9/10
·320 syf.·
2025 178. kitabı
Kur'ân'ın Anlattığı Tarih - I Talha Uğurluel Talha Uğurluel’in kaleminden çıkan bir kitabı ilk kez okudum ve şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Kur’an’da geçen olayların ve peygamber kıssalarının izini Anadolu topraklarında sürmek fikri, hem çok kıymetli hem de oldukça ilgi çekici. Üstelik bu kitabı bir çekilişten kazanmış olmam, okuma sürecimi daha özel ve unutulmaz hale getirdi. Kitap, 320 sayfa olmasına rağmen adeta nefes almadan, sadece iki gün içinde bitirdim. 9/10 puanı sonuna kadar hak ediyor. Okurken elimden bırakamadım çünkü sade dili, akıcı üslubu ve görsellerle desteklenen yapısı, tam anlamıyla bir tarih yolculuğuna çıkmamı sağladı. Ancak belirtmeliyim ki; bazı bölümlerde kullanılan mavi tonlu görseller, okumayı bir nebze zorlaştırıyordu. Görsel desteği zengin olsa da bu detay gözü bir miktar yorabiliyor. Kitap altı bölümden oluşuyor. İlk bölümde Hz. Nûh’un tufandan sonra nerede karaya çıktığına dair Kur’an ayetleriyle ve arkeolojik bulgularla Cudi Dağı vurgulanıyor. İkinci bölüm bizi Eğil’e götürüyor. Hz. Elyesa ve Hz. Zülkifl’in izini Asur dönemine kadar takip ediyoruz. Üçüncü bölümde Tarsus merkezde. Hz. Danyal Nebi’den Bilal-i Habeşî’ye, Abbasîlerden Kleopatra’ya kadar uzanan tarihî bir arka plan sunuluyor. Dördüncü bölüm Şanlıurfa’ya ve Hz. İsa’nın mendiliyle şifa bulan Abgar Krallığı’na uzanıyor. Beşinci bölümde Ashâb-ı Kehf ele alınıyor. Kahramanmaraş’taki yapılar ve tarihi şahsiyetlerle bağ kuruluyor. Son bölümde ise Rûm Suresinin bahsettiği Bizans-Sasani savaşlarına tarihsel bir gözle, ayetlerin diliyle bakılıyor. Tüm bu bölümler, bizi yalnızca bir okuma eylemine değil, tefekkür dolu bir tarih yolculuğuna çıkarıyor. Hatta diyebilirim ki bu kitapta anlatılan yerleri bizzat gezip
Kur'ân'ın Anlattığı Tarih - ITalha Uğurluel · Timaş Yayınları · 2025905 okunma
Puan vermedi·95 syf.··
2025 10. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2025 01:05
Kaç kere ölür bir insan? Memleketini terk etmek zorunda kalınca mesela ölür mü ruh? Sevdiklerinden ayrılınca? Kaç kere kırılır bir ömür? Umutları, hayalleri, yaşam sevinci kalmayınca ölmeli mi insan? Ölümü tanımlamak için illa ölmek mi gereklidir? Ölüm herkesin penceresinde başka bir manzaraya açılıyorsa eğer, tek bir ölümün varlığından bahsedebilir miyiz? Her şeyi anlamlandırabilir de insan ‘ölüm’e gelince ahraz olur, lal kalır. Dürüst, dost canlısı, insan ve hayvan sevgisi ile dolu, güzelliğe hayran, zeki ve nükteci bir ruh için yaşanılabilir bir dünyada mı yaşıyoruz? Sadık Hidayet zihnimde bu soruları canlandırıyor. Sadece tek bir kitabından değil elbette ama hayat hikayesi de bu sorulara cevap olmak yerine iyice derinleştiriyor. Dünya hassas kalpliler için bir cehennem gerçeği çevresinde hayatı cehennem olan bir insanın ömrü. Bu cehennemi yaşatan, kaleminden kağıda akıtan, günün sonunda tam da anlattığı şekilde, hayata anlam bulamayıp hayatı da terk eden bir ruh. ‘’Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.’’ Sadece bu cümleyi kurmak için bile ne kadar yara alması gereklidir bir insanın? Muhtemelen bu yaraları hala kanıyordur. Sadık Hidayet, 1903 yılında Tahran’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve eğitimini yurtdışında tamamlamış bir yazar. İran’da kitaplarının satışı hala yasak olmasına rağmen Modern İran edebiyatının en önemli ismi olarak kabul ediliyor. Yazılarında Doğu’nun etkileri görülmekle birlikte Batı edebiyatına daha yakın olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hatta eserlerinde Kafka karamsarlığını görmek mümkündür ancak bana göre Sadık Hidayet Kafka’dan çok daha umutsuz bir karamsardır. Kafka’nın umutsuzluğu daha çok düşüncede birleşirken bence Hidayet’in karamsarlığı tam da Orta Doğuvari
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma