Türk milleti, çiğnenen mukaddesatını kurtaracak olan İstiklâl Savaşı’m yaptıktan sonra, 1928 yılı baharında o zamanki diktatör parti tarafından İstanbul’a, Cevdet Kerim İncedayı isminde bir emekli binbaşı gönderildi. Bu adam, üniversiteye geldi ve orada derslerinden zorla alınıp getirtilen liselerin son sınıf öğrencileriyle bu üniversitenin profesörlerinin hürmetkâr huzurunda, büyük mil letimizin maziye bağlı mukaddesatını tezyif, tahkir, tezlil etti.
Bizde ahlâk terbiyesi meselesi, yakın bir zamandan beri meydana çıktı. Meşrutiyetten evvelki nesiller için ilim meselesi, felsefe meselesi, din meselesi, sanat meselesi vardı; fakat bir ahlâk terbi yesi meselesi yoktu. Bu mesele, az zamanda yapılan şekil inkılâplarının, millî benliğimizi tabaka tabaka soyarak, bizden ayıran baş döndürücü inkılâpların sonucu olarak meydana çıktı. Meselenin varlığını, o günden bugüne kadar ortaya koyan hâdiseler devlette ve mektepte, sahnede ve hayatta eksik olmadı.
Tekkelerin temiz olduğu ve henüz kalpazanların eline geçmediği devirde tasavvuf, halka gerekli dinî terbiyeyi veriyordu. Gayesi kalbi kibir, kin, haset, fitne, yalan, riya, dedikodu ve çeşitli bayağı hırslardan temizliyerek ona hayır, Hakk’a ve Hakk’ın kullarına hizmet ihtisarı, menfaat- lardan arınma, merhamet ve adalet sevgisi, derece derece aşk halinde varlıklara hürmet duygulan doldurmak olan bu terbiyenin eserleriyle Peygamber ve ashab devrinin ve müslüman Anadolu tarihinin sayısız olaylar halinde âbideleri dopdoludur.
Kur’ân’ı İlâhî bir kalp sadâsı olarak anlayan ve dinin yalnız ve yalnız kalp terbiyesi olduğunu bilen mutasavvıflardır. Kendilerine şeriatçı diyen hocalar bir nevi âhiret polisleri gibi aramızda dolaşıyor ve dünyalıklarını bu âhiret sermayesiyle sağlıyorlar.
Sizi size medh edip de mest edenler değil, acı söyleyenler sizin dostunuzdur. Onlar sizden hiçbir şey beklemiyorlar. Sizi seven size ağlamasını bilir...