R.K.

R.K.
@rmznkync06
"Uçmayı öğrenmeden göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz."
ATATÜRK'ÜN EL YAZISIYLA MUHAMMED VE İSLAMİYET
Muhammede açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birin-de, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdir. Muhammedin beyan etti-ği sureler uzun bir devirde dinî tefekkürlerinin mahsulü olmuştur. Muhammet bu surelere birçok çalıştıktan ve tedkikler yaptıktan sonra edebî bir şekil vermiştir. Mamafi kendisini tahrik eden batınî amilin yukarda söylediğimiz gibi tabiatın üstünde bir vücut olduğuna kani idi. Muhammedi harekete geçiren bir amil samimî heycanlar olmuştur. Muhammet daha sonra irticalen dinî hitabede bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten nebiliğe, nebiliktende nihayet allahın Resulü haline geçti. İçinde yaşadığı insanların manevî menfaati için ve büyük bir'hakikat namına mücahedeye atılmış olan Muhammet, sonunda dinî bir imparatorluğun mutlak reisi ve bütün dünyaya hakim olmak iddiasını besliyen muharip bir dinin müessisi sıfatı ile ömrünü bitirdi. Bu iki netice münhasıra Mûhammedin kendi manevî ve fikrî kuvvetinin mahsulü idi.
Din
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
1930 Medeni Bilgiler Kitabı
DÎN VE MİLLET Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz. Türkler araplann dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne araplann, ne aynı dinde bulunan acemlerin ve ne de Mısırlılann vesairenin türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, türk milletinin milli rabıtalannı gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir arap milliyeti siyasetine müncer olu-yordu. Bu arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammedin dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını allah kelime-sinin, her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, allaha kendi milli lisanında değil, allahın arap kavmine, gönderdiği arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, allaha ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında türk milleti bir çok asırlar, ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta, bir kelimesinin Kitaplara manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış, ha-fızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, türk mil-letince, karışık, cahil hocalar ağziyle, ateş ve azap ile müdhiş bir mu-amma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan araplan zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupada, allah kelimesinin ilâsı [yüceltilmesi] parulası altında, hıristiyan mil-letlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve mil-liyetlerine ilişmeyi düşünmediler.
Din
Hz.Muhammedin menşei Muhammedin aile ve Atalarına ait bütün malûmat Tarihî olmaktan ziyade efsanevîdir. Peygamber zamanında bu malûmat yoktu; bunlar sonradan icat olunmuştur. Arapların aile şecerelerinin tutulması usulü Halife Ömer zamanın-da başlamıştır. Bu usul bir takım düzme şecerelerin uydurulmasına yol açtı. Hakikatta, Muhammedin menşei hakkında pek az şey bilin-miştir, okadar ki onun asıl ismi dahi malûm olmamıştır; Muhammet, Peygamberin ismi değil, lakabıydı. Peygamberin cetleri hakkındaki malûmat dahî tarihî vesikalara uymaz. Araplar, Peygamberin İbrahim neslinden geldiğini ispata çalıştılar; Araplar bu suretle bütün Arap ırkının yüksek necabet sahibi olduğunu ispat etmek hevesinde idiler. Muhammet kendisi hiçbir zaman asalet şerefi iddiasına kalkış-mamıştır; O, boş teferruata ehemiyet vermezdi; gayesine doğru te-reddütsüz yürür amelî bir adamdı. Muhammet, hiçbir zaman bir esalet Hücceti istemedi; damarların-da İbranî nebilerinin canı dolaştığını iddia etmedi; bilakis kerek ken-disinin, kerek ana ve babasının fakir hailenle iftihar etti. Bütün mehazlar, bize, Muhammedin babası olmak üzere Abdül-müttabin oğlu Abdullah namında bir zatı gösterir; Anasının da adını Emine olarak tespit ederler. Muhammet dünyaya gelmeden evel, babası ölmüştür. Emine de, çocuğunu altı El Yazısının Metni (6) yaşında yetim bırakmıştır. Muhammet dedesi abdülmuttalip yanında kaldı. Dedesi öldükten sonra da amcası Ebûtalibin himayesine girdi. Ebûtalip çok fakir ve ailesi de kalabalıktı. Mûhammet, maişetini Te-min için gençliğinde çobanlık etti. Mûhammet 25 yaşında iken Hatice isminde 40 yaşında zengin bir dul kadınla evlendi; daha evel onun hizmetine girmiş develerine ve ticaret işlerine bakıyordu. Bu verdiğimiz malûmat, öteden beri verilegelmekte olan malûmattır. Ancak, bu hususta
Din
El Yazısının Metni -23 -Mısır papazları ve dini ayinler Mısır papazları şüphesiz, saf ve cahil halktan çok bilgili, çok zengin ve politikacı idiler. Bu sebeble idi ki firavunların mesnedi, oluyorlar, müşavirleri olabiliyorlardı. Papazların, bizzat Hükümeti idare ettikleri görülmüştür. Papazlar, istedikleri kadar, allahlar yaparlar veya onları bir kaç zümre halinde toplarlar; Eğer kuvvetli olmalarına ve menfaatlarına yardım edecekse, bütün dünyayı yalnız bir allah etrafında, kendilerine hadim kılmağa çalışırlardı. Mısır mimarlığı ve abideler Mısırlılar, bilhassa, mabutlarına mabetler, ölülerine mezarlar yapmışlardı. Kitaplara Yansıması MISIRIN PAPAZLARI Mısır papazları şüphesiz, sâf ve cahil halk-VE DİNÎ AYİNLER tan çok bilgili, çok zengin ve politikacı idi-ler. Bu sebeble idi ki, Fir'avunların mesnedi oluyorlar, müşavirleri olabiliyorlardı. Papazların, bizzat hükümeti idare ettikleri görülmüştür. Papazlar, istedikleri kadar, allahlar yaparlar veya onları birkaç zümre halinde toplarlardı; eğer kuvvetli olmalarına ve menfaatlerine yardım ede-cekse bütün dünyayı yalnız bir allah etrafında, kendilerine hadim kılmağa çalışırlardı. Mısırlılar, bilhassa mabutlarına mabetler, ölülerine SAN ATLER m e z a rja r yapmışlardır. Türk Tarihinin Ana Hatları (s. 222-223) Tarihi (s. J 22-123)
Din