"Ahmet Altan bu kitapta yer alan dört yazısı için açılan dört davada toplam 24 yıl hapis istemiyle yargılanmış ve beraat etmiştir."
Asıl mesele düşünmek ya da düşünmemek değil, düşüncelerini söylemek ya da söylememektir. Çünkü kafanız ne ölçüde suçlu, bunu ortaya çıkarmış olursunuz. Üzerinizde birkaç inceleme ve tahlil yapılır, sonra da şakağınıza yumurta fırlatılacak mı fırlatılmayacak mı buna karar verilir. Eğer Ahmet Altan gibi edebiyatın hızlı koşucularındansanız şanslısınız demektir, olay yerinden nano saniyeler eşliğinde ayrılabilirsiniz. Aksi takdirde de hızlı koşmanın nasıl bir ihtiyaç olduğunu öğrenmiş olursunuz, çok da şey değil yani.
Düşüncelerden niçin bu kadar korkuluyor, gerçeklerin "gerçekler" olarak sunulması kötü bir şey mi, şarkı söyleyenin; kürtçe şarkı söyleyenin hainlikle ne alakası var, faili meçhul cinayetler aydınlığa kavuşturulmamalı mı?... sorular, sorular ve sorular ... ve biri daha : TÜRKİYE YAZARLARINI HAPSE ATMAKLA MI ÖVÜNECEK?
Victor Hugo' mezarında kiminle arkadaştır bilir misiniz, Emile Zola ile. Kocaman bir edebiyat dünyasının içinde; Balzac, Flaubert, Proust, Racine ve daha nicelerinin içinde Emile Zola ile arkadaştır sadece. Peki neden? Neden sadece Emile Zola? Nasıl bir konumdaydı ki önünde saygıyla eğiliyor? Devlet çıkarları ve gerçek arasında bir seçim yaptığı için.Tüm Fransa karşısında bir yahudiyi savunduğu için. Gerçeği haykırdığı için. Ölüm pahasına da olsa suçluları suçladığı için. Evet yine ödenen bir bedel var, hep olduğu gibi...
Milyonlara ne acılar, ne sevinçler, ne umutlar bağışlayan Ahmet Kaya' yı "Kürtçe şarkı söyleyeceğim," dediği için sürgüne yolladık. Yağmurlarını bile bilmediği bir ülkeye bir mahkum ettik.
Kimseyi öldürmemesine rağmen gencecik yaşında Deniz Gezmiş'i darağacına yolladık.
Akılsızlığı apaçık