Kitap ilginç bir metindi. Baş karakterin geçmişi hatırlamasıyla açılıyor kitap. " O anda, geçmişi hiç düşünmediğimin, ebedi bir şimdi içinde yaşadığımın ve kendi geçmişimi unutmaya başladığımın farkına vardım. " Yazarın söylediği bu cümle sırtlandı metni benim gözümde. Genelde öyle hayatlarımız yok mu artık? Ebedi bir şimdi içinde yaşamıyor muyuz? En azından ben öyleyim. Günler birbiri ardında, ne salı var, ne pazar, ne bayram ne de tatil. Sadece şimdi var.
Neyse baş karakterimiz isimsiz bir kadın. Sonraları herkesin ona "küçük kız" dediğini öğreniyoruz. Zira ilk hatırladığı anılarında bile 39 kadınla beraber bir mağarada parmaklıklar ardında esir olduğu. İsmini, yaşını, ailesini ve hatta ailenin ne demek olduğunu bile bilmiyor. Onunla tanıştığımızda kesin olmasa da ergenlik döneminde, 13-14 yaşlarında olduğunu tahmin ediyoruz. Kadınlar iyi bakılıyor; yemek, ısınma konusunda sorun yok. Ama devamlı kilit altındalar. Ve başlarında gezen hiç konuşmasalar da kendilerini öldürmek te dahil her yaptıklarına karışan gardiyanlar tarafından kontrol ediliyorlar. Hiç biri sözlü ve ya fiziksel tacize uğramıyor. Minik bir spoiler gireceğim buraya bilginiz olsun. Altmışlı sayfalarda bu kırk kadın hapis oldukları yerden bir şekilde kaçıyorlar. Asıl kitap bundan sonra başlıyor. Okuması zorlu ama akıcıydı. Metnin çoğu kızın iç sesinden ibaret. Normal hayata tamamen yabancı, hiç özgür yaşamamış, kelime dağarcığı kısıtlı karakterimiz bu beklenmedik özgürlükten sonra her basit şeyi öğrenirken senelerdir niye orada kilitli olduklarını, şimdi ne olduğunu, diğer kilitli kadınların ve bazen de erkeklerin olduğu mağaraların toplamda ne kadar olduğunu sorgulayıp duruyor. Maalesef baş karakterimiz gibi biz de bunların sebebini asla anlayamıyoruz. Aslında burada kitabın niye bu kadar yorucu