Küçük bir ayrıntı, bütün planlarımızı altüst etmişti. Yürüdüğümüz patikanın ikiye ayrıldığı noktada grup öncümüz Mahir bir an kararsızlık geçirip duraksamasa, belki de bunların hiçbirini yaşamayacaktık.
...
Oysa patikanın öteki kolundan yürüsek her şey daha farklı gelişecekti; ama biz o yolu değil, tepeye çıkanı tercih ettik.
İşte, ne olduysa bundan sonra oldu.
Arkadaşlık ise yanındakini tamamlamaktır. Hem de tereddütsüz biçimde. Yoldaş sevgisi, insanı güçlendirir. Biz olmak vardır bu yolda. Artık bir olmanın varlığıyla, hareket ve düşünce vardır. Yoldaşlık, ölümü göze alacak kadar bağlılık içerir.
Peki, gündüzü karartılmak istenen ülkemin yıldızlarını nasıl belirgin kılabilirdim? Savaşta bir elimi şarapnel parçaları koparmıştı. Gözlerimi de kaybetmiştim. Ama mezar taşıma
“Halkına borçlu yazın!” diyenlerin ardıllarıydık ve ben henüz nefes alıyordum. Herkes gibi borcumu ödemeliydim. Böylece yazmaya karar verdim.
“Ger kesek ji gulekê hez bike ku di nav bi milyonstêrkan de, tenê mînakek ji vê gulê
heye, ev bi tena serê xwe bes e ku ew kes dema lê mêze dike bextewer be. Ew di dilê xwe de
dibêje: ‘Gula min, li wê derê li cihekî ye...’ Lê ger meşin gulê bixwe, ji bo wî weke ku hemû stêrk ji nişkê ve bên vemirandin, wisa ye! Û ev qet ne girîng e!”