Eğer kötü bir şey yaparsan, önce zihninin ikna edilmesi gerekir; eğer iyi bir şey yaparsan, önce zihninin ikna edilmesi gerekir. Her şey ilk önce bir fikir olarak vuku bulur sonra o gerçekleştirilir. Bedenin, zihnin ona hazır olmadığı sürece bir şeyi yapmaya ikna edilemez. Hatta bedenine hastalık dahi girerse, zihin aracılığıyla girer. Gerçekleşmiş olan her şey zihin aracılığıyla gerçekleşir. Hikâyenin tüm anlamı budur:
"Yılan Havva'yı ikna etti. Yalnızca zihin ikna olabilir, baştan çıkartabilir, aklına girilebilir ve sonra zihin bedeni çok kolayca ikna eder. Aslında, beden zihni bir gölge gibi takip eder. Bir kez zihninde bir düşünce olduğunda bunun gerçeğe aktarılması kaçınılmazdır."
Havva ismi de son derece önemlidir. Onun anlamı kalptir. Âdem toprak demektir ve Havva ise kalp demektir. Tanrı Âdem'e her şeye ad vermesini söyledi, bunun üzerine de o her şeye ad verdi. Havva'ya isim vermeye geldiğinde basitçe, 'O benim kalbimdir, Havva' dedi yüksek sesle Modern terimlere çevrildiğinde bunun anlamı akıldır. Erkek beden prensibidir, kadın akıldır. Erkek bedendir. Kadın zihin. Her şey zihin aracılığıyla olur.
Bireycilik ve ahlak üzerine. Binlerce kilometre ötede olan bitene bakıp bağlantınız yokmuş gibi hissetmek kolaydır.
Başkaları için ölüm kalım durumu söz konusuyken yüz çevirme ve nerede duracağını seçme ayrıcalığına sahip olanlarımızın savunduğumuzu iddia ettiğimi modern kavramların kökenindeki nedenleri anlaması gerekiyor.
"Uluslararası hukuk", "insan hakları" ve "eşitlik" gibi kavramlar insanlık çok ağır vahşetler yüzünden büyük acılar çektikten sonra ortaya çıkmıştır. Bu kavramlar, asimetrik güç dinamiklerinin her daim var olacağı dünyamıza bir düzen getirmek için geliştirilmiştir.
Başka bir deyişle, insanlık şu konuda anlaşmıştır: Kim olursanız olun ve ne kadar güçlü olursanız olun başkalarına zulmetme hakkınız yoktur. Her ne kadar modern toplum bireyciliği ön plana çıkarsa da hala sosyal canlılarız ve birbirimiz olmadan hayatta kalamayız. Şunu anlamak çok mühim: Hayatta kalışımızı ve gelişimimizi bu ahlaki kurallara borçluyuz. Soykırım gibi vahşetlere izin verildiğinde bu ahlaki kuralları geçersiz kılmış, adaletsizliğin kanıksandığı bir dünya yaratılmasına rıza göstermiş oluruz. Ve eğer bunun bir başkasına yapılmasına izin veriliyorsa, güç dinamikleri değiştiğinde bunun size yapılmasına da izin verilecek demektir. Ve dinamikler her zaman değişir.
NEDEN SES ÇIKARMALISINIZ?
Çünkü soykırım yalnızca bir halka değil, insanlığın bütününe yönelik bir saldırıdır. Dünyanın en büyük trajedileri güç sahibi insanların ellerinden çıkmıştır. Ama güç sahipleri, sıradan insanların sessizliği sayesinde zulmeder!..
(Samia Manel)
Bizim bütün ayrımlarımız sahte ayrımlardır. Elma ağacının üzerinde sadece tek bir elma vardır. Sen, onun senin dışında olduğunu söylersin, dışsal olduğunu söylersin, o içsel değildir, kesinlikle değildir, o ağacın üzerinde asılıdır. Sen onu yersin, sen dışsal olanı yemişsindir. Onu hazmedersin: O senin kanın, kemiğin, iliğin haline gelir... O senin rüyalarına dönüşecektir, senin şiirine, senin resmine. Artık o dışsal değildir, o içsel olanın bir parçası haline gelmiştir. Dışsal olan içselin içinde erimiştir. Sonra bir gün sen ölürsün ve toprak senin bedenini bir gübre olarak kullanır ve yine elma ağacında bir elma doğacaktır. Şimdi içsel olan dışsal halini almıştır.