Olmuyor. Hikâyemi anlatmak çok zor. Sözcükler anında tuzla buz oluyor; çok kullanılmış, yıpranmış, bezgin, asılsız sözlere dönüşüyor. Kendi kendime konuşuyor, aynı öyküyü durmadan kendime yeniden anlatıyorum. Oysa anlatılacak bir şey yok. Yüreğimin neden acıya acıya attığını anlıyorum ama bu mutsuzluğu tanımlayacak sözcükler ve açıklamalar yetersiz kalıyor.
Kabullenmiş ve dinginim. Artık beklentim yok. Mücadele etme arzum, yaşama zevkim, kinim ya da sevme gücüm aşınmış. Ne pişmanlık ne merhamet… Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şeye inanmıyorum. Tüm yaşamım boyunca kendimi fazla sorgulamadan, kesin sandığım ama rastlantılara dayanan yanlışlar ve doğrular karmaşası içinde yaşadım. Sonunda kendi deliliğimle yolumu yitirdim.Şimdi budalalığın dipsiz kuyusunun başındayım.
“Niye yaptın bunu?” diye soruyor.
Beni bıraktığın ve artık sevmediğin için, diyorum gözlerimle. Bana doğru geliyor o an. Üzerime eğilip yüzüme bakıyor.
“Sen beni bıraktın. Buna rağmen yaşamaya hakkım vardı. Öldürülen bütün kadınlar gibi, o kanlı canileri sevmemek; bırakma özgürlüğüm ve hakkım vardı.”