"... söylenmemiş sözcükler tıpkı tutulmamış yaslar gibi acıtırdı. Hayata devam edebilmek için bazen uzun uzun konuşmak, feryat figan ağlamak ve geçmişin katranından arınmaya çalışmak lazımdı. İçeride tutulan sözler azat edilecek, birikmiş gözyaşları özgürce dökülecek, ertelenmiş yaslar bir bir tutulacaktı ki içine kapandıkça ağırlaşan, sahibine yük olan ruh ferahlasın. Zira bazı yükler ömür boyu tek başına taşınmayacak kadar ağırdı."
"Bir yeri iyi ya da kötü yapan içeride sürdürülen hayattan ziyade, orada sıkışıp sıkışmama hadisesidir bana kalırsa. İnsanın kendini içine hapsedilmiş hissettiği, dışarı çıkmakta güçlük çektiği her yer kötüdür."
"Böyle kendi kendini deştiği savaşlardan galip çıkmanın da mümkün olduğunu sanıyordu üstelik, ne garip. Bu kavganın bir kazananı olamayacağını çünkü savaşların zaten herkesin çoktan kaybettiği bir yerden başladığını, bütün bu sefil kavgaların sadece kaybedenler arasında yapıldığını bilmiyordu."
"Yalnızlık kaçınılmaz bir son değil, ulaşmaya gayret ettiğim bir mertebeydi kimi zaman. Sahip olduklarımın esaretinden kurtulmak için terk etmemiş miydim sevdiklerimi, seveceklerimi, sevenlerimi? Korkmamış mıydım vazgeçemeyecek kadar alışmaktan?"