İki arada bir derede kalmışlığın hep de buruk iklimi... yaz geçer, güz dönümüdür artık... sıcaklar usul usul terkeder ruh iklimini; ekim, artık üşümeye başlayacağımızın habercisi olarak geliverir bir de bakmışsınız ki...
artık deniz mevsimi geçmiştir, güneşlenmek, bir kıyı kasabasında romantik bir aşk hayalleri, belki bir bakışma, belki bir son yaz romansı, artık çoktan sonraki yıla ertelenmiştir bile...
ekim, ne tam yazdır aslında ne de tam bahar...
böyle şahsiyetsiz bir aydır işte bu ay; güvenilmez, yalancı, biraz biraz puşt bir tutulunan gibidir...
nerede ne zaman ne yapacağını kestiremezsiniz ya hani hiç, böyledir işte ekim; ne aralık'tır yâni ne de haziran...
oysa bu iki ayın da ne güzel ve ödünsüz şahsiyeti vardır, mesela...
ekim, yalancıdır... hüzündür, burukluktur, güzdür ve yalancı bir iklimdir...