*****İncelemem Spoiler Barındırmaktadır.*)***
Yazarın "Hayvan Çiftliği" kitabını daha önce okumuştum. Bende ikisi farklı tatlar bıraktılar açıkçası. Genelde distopyalar bende bir iç sıkıntısı yaratıyor ve 1984' te bu durum okuduğum diğer distopik kitaplara kıyasen daha da fazlaydı. 1984'ün gerçekliğe yakınlığını daha başka izah edemem sanırım.
Başkahramanımız Winston, Büyük Biraderin, tele ekranın ve düşünce polisinin baskısı, gözetimi altında yaşayan geçmişi ve şuanı *çiftdüşün* ( "insanın iki çelişik inancı zihninde aynı anda bulundurabilmesi anlamına gelir") vb baskı yöntemleri nedeniyle sorgulamadan kabul eden Okyanusya halkının bir vatandaşıdır. Fakat kahramanımız 'kardeşlik' denen ve kitabın sonlarında O'brien tarafından varlığı "Bunu asla öğrenemeyeceksin, Winston. Seninle işimiz bittiğinde seni salıversek de, doksan yaşına kadar da yaşasan, bu sorunun yanıtının Evet mi yoksa Hayır mı olduğunu asla öğrenemeyeceksin. Ömrün boyunca kafanda, çözülmemiş bir bilmece olarak kalacak." sözleriyle tamamen bir muammaya dönüşen örgütün yine varlığı şüpheli üyeleri dışındaki diğer bütün vatandaşlardan farklıdır. Farklıdır, çünkü düzene tamamen, içlerine kadar bağlı kalan hiçbir bireye benzememektedir. Farklıdır çünkü ^Bağnazlık bilinçsizliktir.^ farkındalığındadır. Bilincini korumak, geçmişi hatırlamaya çalışmak, bunları tele-ekrandan verilen uydurma bilgilerle karşılaştırmak, doğru bilgiye ulaşmak için kendini zorlamaktadır. Ama yalnızdır Winston. İçindekileri kimseyle paylaşamamanın, içinde biriktirmenin düşüncelerini temellendirememenin -ki bunu ^Nasılını biliyorum Nedenini bilmiyorum^ şeklinde dile getirmektedir- verdiği ağırlık onu günce tutmaya zorlamıştır. Winston içinde bulunduğu yalnızlıktan Jane ile biraz sıyrılır. O'brien'e sebepsizce güvenmesine karşın