“….
Zor zamanları sisli bir hava durumuna benzetebilirim.Böyle zamanlarda görüş açın çok daralır ve neredeyse önünü göremeyecek noktaya bile gelebilirsin.İşte hayatının böyle sisli zamanlarında yolunu kaybetmemek için günlük rutinler hayat kurtarıcıdır.En kötü günde bile,kendine bakmayı,dışarı çıkmayı ve seni seven insanlarla (bir kişi bile olsa) görüşmeyi ihmal etmemelisin.İçinden gelmeyebilir,bunları yaparken çok zorlanıyor da olabilirsin.Önemli değil,bu rutinler senin hayatının sisli döneminde tutunduğun kılavuz ip gibi olacaktır.
Biliyorum,bazen dayanamayacak gibi oluyorsun,sığmıyorsun bu dünyaya.Başta söylediğim gibi hiçbir şey olmamış gibi bir hale gelmek mümkün değil.Ama daha iyi hissetmek mümkün.Şunu da unutma,iyi ya da kötü her şey sıradanlığa doğru akıyor bu dünyada.Her şeyin bir süre sonra etkisi geçiyor,eskisi kadar acıtmıyor.Çünkü alışıyor insan.Burada bahsettiğim teknikleri uygularsan,hayatına,kendine ve geçmişine farklı bakman konusunda yardımcı olacaktır.Ama mucize beklememeni öneririm;insanın kendini değiştirmesi,iki adım ileri ,bir adım geri şeklinde ilerliyor.Sabırlı olmalı ve yoluna devam etmelisin.
Victor Frankl kitabında şahit olduğu bir olayı anlatır.Bu olayı seninle paylaşmak istiyorum:
''Bir keresinde, geleceğe inancın yitirilişiyle bu tehlikeli pes ediş arasında yakın ilişkiye dair dramatik bir olaya tanık oldum. Oldukça ünlü bir besteci ve libretto yazarı olan kıdemli blok muhafızımız F, bir gün bana şunları söyledi: 'Sana bir şey anlatmak istiyorum, Doktor. Garip bir rüya gördüm. Rüyamda bir ses, bir şey isteyebileceğimi, bilmek istediğim şeyi söylemin yeterli olduğunu, ne sorarsam sorayım yanıt verebileceğini söyledi. Ne sordum dersin? Savaşın benim için ne zaman biteceğini sordum. Ne dediğimi anlıyor musun? Benim için!
''...
Ne var ki kimi eleştirmenlerin sandığı gibi Golding'in tüm insanların doğuştan kötü olduklarına değil,dış dünyada da,insanların iç dünyasında da iyilikle kötülüğün,aydınlık güçlerle karanlık güçlerin çarpıştığına inanır aslında.
...''
''...
Belirli koşullar altında yetişkinler böyle davranabilir,ama altı ile on iki yaş arasında küçük çocuklar,uygar dünyanın baskısından uzaklaşınca,nasıl böylesine vahşileşebilir,kan dökecek kadar acımasız olabilir diye düşünen birçok kişi,küçüklerde bile bu kadar korkunç bir biçimde belirdiğine göre, Sineklerin Tanrısı'nda kötülüğün insan yaratılışında doğuştan var olduğu görüşünün savunulduğu kanısına varıp dehşete kapılmıştır.Okuyucuların duydukları bu dehşeti doğal saymalı çünkü çocukların tertemiz birer melek oldukları konusunda,yanlış olduğu kadar da yaygın bir inanç vardır.Oysa kendi çocukluğuna ve yakından tanıdığı çocuklara duygusallıktan arınmış gerçekçi bir gözle bakabilenler,çocukların küçük birer melek değil,tıpkı yetişkinler gibi birer insan olduğunu bilirler.İnsanlarda ister büyük ister küçük olsunlar,hem iyi hem de kötü içgüdüler vardır.Anayla baba ve eğitim kurumları,çocuğu olumlu biçimde etkilemeye,iyiye yönelen içgüdülerini engellemeye çalışırlar.Uygarlığın amacı da budur aslında.Bu uygarlık süresi içinde en büyük görev topluma düşer.Oysa Sineklerin Tanrısı'ndaki çocuklarda,kötülüğe yönelik duygular kökünden kazılmamış,bazı yasaklarla sınırlandırılmıştır ancak.
...''