Puan vermedi·384 syf.··
2026 96. kitabı
Çağatay Düz’ün kaleminde en sevdiğim şey askeri kurguda aşktan ziyade aksiyonu ön planda tutması. Askeri kurguda tim olaylarını ve çatışmaları okumayı çok seviyorum. Aşk hiç mi yok derseniz tabi ki var lakin öyle olayların önünde sadece aşk okumuyoruz. Ters köşeli, aksiyonlu, aşkı da olan bir kurgu okuyoruz. Aybars ve Sıla çiftini seviyorum. Hem çekimleri olayların önüne geçmiyor hem de yavaş yavaş yakınlaşmalarını okuyoruz. Yazar tam dozunda tutmuş, en sevdiğim en sevdiğim. Kitapta bir örgüt var Dark Coins örgütü, adını her okuduğumda beni çok güldürüyor. Güldüğüme bakmayın aslında karanlık bir örgüt. Arkasındaki sırları yavaş yavaş okuyor olmak beni çok heyecanlandırdı. Ayy arkadaşlar kitapta bir hain var Kim olabilir diye düşünmekten kafam yandı gerçekten. Kitabı okutan böyle merak unsurları olması bence güzel. Hem timin arasındaki o güveni de görmüş oluyoruz. Sonuçta gerçek hayatta da böyle olaylar yaşanıyor ve kitapta olması ayrı gerçeklik katmış.
Kurtların Gölgesinde IIÇağatay Düz · Vera Kitap · 20269 okunma
8/10
·208 syf.··
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 17:39
Mario Benedetti (1920-2009), Uruguay’lı yazar ve gazeteci. ‘Mutluyuz, çünkü diğerlerinin acısını biliyoruz.’ Her biri ayrı bir kişinin ağzından yazılan, parça parça ilerleyen kitapta başlarda zorlanılsa da sonrasında bu kişileri tanıyıp olaylara dahil oluyorsunuz. Tarihimizdekine benzer şekilde siyasi karışıklıklar, işlenen cinayetler, askeri darbe ve başlayan tutuklamalar. Kahramanımız Santiago da tutuklanır ve hapse atılır. Sadece içeridekine değil dışarıda kalanlar için de hayat ilerlemektedir. Duygu ve düşünceler değişmektedir. Arka fonda ‘Arkadaşımın Aşkısın’ çalmasa bile kader, arkadaşının karısına yakınlaştırabilir kişileri. Eş Graciela, kızları Beatriz, baba Don Rafeal ve arkadaş Rolando teker teker söz alır bu durumda. Yalnızlık, sürgün, cinsellik, davaya inanç, bir şeye tutunma ihtiyacı, umut... insana dair her şey. Rolando’yu kınamalı mıyız? Bilemiyorum. Benedetti’den okuduğum ikinci kitaptı. ‘Mola’ kitabını daha çok sevdim ama bu da gayet güzeldi.
Edebiyat
Kırık Köşeli İlkbaharMario Benedetti · Ayrıntı Yayınları · 2014109 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
ÖN İNCELEME
Puan vermedi·
En iyi romanlar, yazarlarının kendi yaşadıklarından yola çıkarak kaleme aldığı romanlardır. Komutanımız Selçuk Yılmaz yıllarca hayatın içinden tecrübe ettiği olayları hayal gücüyle harmanlayıp bize bol ters köşeli müthiş bir polisiye sunuyor. Okur daha 40. sayfada beyin jimnastiği yaparak katili bulmaya çalışıyor. Komutanımız, önceki kitabına göre daha akıcı ve daha zengin bir edebî dil kullanmış. Değerli komutanımıza, "kaleminize ve yüreğinize sağlık," diyor ve hikayeye geri dönüyoruz.
Edebiyat
Geçmişi Ardında BırakamayanlarSelçuk Yılmaz · Tunç Yayıncılık · 20268 okunma
Kitaptan öte film gibi
Puan vermedi·212 syf.··
2026 8. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 11:27
Hesaplaşamamak Bu kitabı okumadan önce aşıklar bayramı adlı kitabını okumak gerekiyormuş. Çünkü birbirlerinin devamı niteliğindeymiş. Ben ters başladım. Bu fiziksel bir yolculuktan çok bence hesaplaşma ve iç yolculuk diye bilirim anlatılanlara. aynı zamanda Yusuf’un geçmişine, çocukluğuna ve kendi iç dünyasına yaptığı bir yolculuğa uzanıyor. Kendisiyle hesaplaşmalar, annesiyle, babasıyla, eski, yeni ve varolacak sevgilileriyle ciddi bir yüzleşme ve hesaplaşmadan söz eder. Yusufun babasını yıllar boyunca doğru düzgün görmemesinin en büyük nedenlerinden biri babasının elindeki bağlaması ve sekiz köşeli şapkasıyla diyar diyar gezip kendini kaptırmasına bağlıyor. Baba oğul ilişkisinden yok denilecek kadar az. Uzun uzun cümleleriyle insanı biraz yoran bir kitap. Nuri Bilge Ceylanın filmlerini okuyormuş hissine kabuldum. Arada benzerliklerde var bence “bir zamanlar anadolu ve ahlat ağacı” filmlerine çok benzettim. Hem yolculuklardan kaynaklanıyor, baba oğul ilişkisi, hem de anadoluyu baz almasından. İyi okumalar.
Babamın BağlamasıKemal Varol · Everest Yayınları · 20221,735 okunma
8/10
·360 syf.··
2026 166. kitabı
Starling Malikanesi #okudumbitti Bu kitap “perili ev” diye başlayıp, ev fikrinin kendisini kalbinizin tam ortasına yerleştiriyor. Eden kasabası daha ilk sayfalarda boğazınıza kömür tozu gibi oturuyor; yoksulluk, umutsuzluk ve “buradan çıkış yok” duygusu çok canlı. Opal’i de bu yüzden hemen benimsedim. Sert, köşeli, bazen hatalı kararlar alan biri ama hepsi o hayatta kalma modundan… Kardeşi Jasper için göze aldıkları, onun sevgisini romantize etmeden, tam da gerçek hayatta olduğu gibi “dişini sıkıp devam etme” hâliyle anlatılıyor. Ve Jasper’la aralarındaki bağ, hikâyenin duygusal omurgası gibi. Starling Malikânesi ise tam anlamıyla bir karakter. Kapı gıcırtısı, koridorların soğukluğu, sisin ağırlığı… Sanki ev yalnızca “korkutmak” için değil; bir şeyi hatırlatmak, bir şeyi saklamak ve bazen de sizi sınamak için yaşıyor. Okurken birkaç sahnede gerçekten o evin içinde sessizce yürüyormuşum gibi hissettim. Böyle atmosfer kurabilen kalemleri çok seviyorum; Alix E. Harrow burada beni yakaladı. Arthur Starling’e gelince… İlk anda klasik “mesafeli, huysuz” görüntüsü veriyor ama sayfalar ilerledikçe onda asıl baskın olan şeyin öfke değil yorgunluk olduğunu anlıyorsunuz. Üstüne yapışmış korkuyla yaşayan, yük taşıyan bir karakter. Opal’le dinamikleri de tam kararında: Romantizm var ama kitabın önüne geçmiyor; daha çok iki yalnız insanın birbirinin karanlığını tanıması gibi ilerliyor. Benim için kitabı özel yapan taraf, canavarları “süs” gibi kullanmamasıydı. Korkunun merkezinde aslında aidiyet, miras, lanet dediğimiz şeyin aileden mi evden mi kasabadan mı bulaştığı sorusu var. Opal’in “hiçbir yere ait değilim” hissiyle, bir yuvayı korumak zorunda kalması… Bu çatışma çok iyi çalışıyor. Finalde de hem gerilim hem duygu tarafı tatmin ediciydi; kitabı kapattığımda sanki kapıyı
Starling MalikanesiAlix E. Harrow · Eksik Parça Yayınları · 202613 okunma
Sessiz Hasta
8/10
·309 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 14:59
Alex Michaelides’in Sessiz Hasta kitabını bitirdiğimde uzun süre elimden bırakamadım. Sadece “ters köşeli bir gerilim romanı” okumuş gibi hissetmedim; sanki bir insanın travmasının içine, sessizliğinin tam ortasına oturmuş gibi hissettim. Psikiyatriyle uğraşınca bazı kitaplar ister istemez başka bir yerden dokunuyor insana. Bu kitap da benim için öyle oldu. Alicia’nın hiç konuşmaması ilk başta gizemli geliyor ama sayfalar ilerledikçe bunun yalnızca bir suskunluk değil, adeta ruhsal bir çöküş biçimi olduğunu hissediyorsunuz. Bazen insanlar gerçekten anlatamadıkları için susuyorlar. Hatta bazen kelimeler yetmediği için. Klinik pratiğimizde de bazı hastaların sessizliği aslında saatlerce konuşmaktan daha yoğun oluyor. Kitap boyunca bunu düşündüm durdum. Theo karakteri ise beni en çok düşündüren kısımdı. Bir psikiyatrist olarak hastayı “anlama” isteğiyle, onu kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda “çözmeye çalışma” arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu tekrar hatırlattı bana. Theo’nun Alicia’ya yaklaşımında yer yer o kurtarıcı olma arzusu, sınırların bulanıklaşması ve karşı aktarım çok net hissediliyor. Bu yüzden kitabı okurken sadece bir okur gibi değil, terapi odasındaymışım gibi de hissettim. En sevdiğim taraflarından biri de travmayı bağırarak değil, sessizlik üzerinden anlatması oldu. Alicia’nın çocukluğu, ilişkileri, görülmeme hissi… Hepsi karakterin içinde birikmiş ve sonunda kelimelerin tamamen kaybolduğu bir noktaya dönüşmüş gibi. Bence kitabın asıl etkileyici tarafı da burada. Çünkü sonunda insan cinayeti değil, karakterlerin yalnızlığını düşünüyor. Tabii gerçek psikiyatri pratiği kitapta anlatıldığı kadar dramatik ya da hızlı ilerlemiyor. Bazı yerlerde psikoterapi süreci fazla romantize edilmişti. Ama buna rağmen kitabın atmosferi gerçekten çok başarılıydı.
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,7bin okunma