Gidiyor, ben de o tamamen gözden kaybolana kadar yüzüme bir gülücük oturtuyorum. Ama sonra tuhaf ve beklenmedik bir şey oluyor: Ağlıyorum. Onun beni hâlâ bu kadar etkileyebilmesinden, buna izin verdiğim için de kendimden nefret ediyorum.
Düşündüklerini dile dökememiş, zifiri karanlık bir gecede, yabancı bir gemide, hiç alışık olmadığı halaların arasında el yordamıyla yolunu bulmaya çalışan denizciye benzetmişti kendini. Peki, öyle olsun, diye kararını verdi, bu yeni dünyayı tanımak ona bağlıydı.
Müzikten olağanüstü etkileniyordu. Sert bir içki gibi duygularının cüretini alevlendiriyor, hayal gücünü ele geçiren bir uyuşturucu gibi göklerdeki bulutların arasına çıkarıyordu onu. Süfli gerçekleri ortadan kaldırıp zihnini güzelliklerle dolduruyor, zincirlerinden azat ettiği romantizmini kanatlandırıyordu.
"İnsan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım, sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat."
"Okuduğu kitaplarda kendi düşüncesinin ve duygularının yankılarını, bir gün önce söylediği kelimeleri buluyordu. Sanki yazar onun kalbinin atışlarını dinlemiş de yazmıştı."