Korktum, paniğe kapıldım!..
Ölümden değil, ölümden sonraki durumlardan korkuyordum.
Allahı düşündüm, boynum büküldü, ayaklarım çözüldü. Manevi bir bitkinlik içinde, eski bir kabrin yanına uzanıverdim!.. Kendime baktıkça ne kadar aciz, ne kadar çaresiz olduğumu hissettim. Kundakta eli kolu bağlanmış zavallı bir bebe gibi ağlamaya başladım!.. Bildiğim bütün lisanları bildiğim bütün cümleleri, bildiğim bütün kelimeleri unutmuştum. Hafızamda sadece bir cümle kalmış, bütün benliğim bu cümleye sarılmıştı.
“Allah’ım bana yardım et.”
Sonra,
sonra engin bir sessizlik!..
Yerdeki cesedinize bakıyorsunuz!..
Daha önceleri Benim elim, benim ayağım, benim başım... diyerek kendinizle özleştirdiğiniz bu et yığınının sizden ayrı, sizden farklı bir şey olduğunu yeni farkediyorsunuz!.. Size emanet olarak verilen bu cesadin yaratıcısı geliyor aklınıza!..
Allaaah diyorsunuz dehşetle!..
Dünya hayatında ne yapmam gerekirdi ve ben ne yaptım? sorusu ateşten, bir göktaşı gibi düşüyor üzerinize!.
Eziliveriyorsunuz!.
Kalkamıyorsunuz, çırpınamıyorusunuz, kımıldayamıyorsunuz bu sorunun altında!. Oysa cevabını bildiğiniz bir sorudur bu!. Fakat yine de susmayı tercih ediyorusunuz!. Çünkü dilinizin ucuna gelen cevap, dilinizi bile utandıran bir cevaptır!.
Panik içindesiniz!.
Bütün bunlardan kaçmanız bütün bunlardan kaçabilmeniz, kendinizden kaçmanıza, kendinizden kaçabilmenize bağlı!.
Fakat ne mümkün!.
Size sizden uzak, size O'ndan yakın hiçbirşey yoktur etrafınızda!.