Psikolojik sorunu olan lisedeki iki insanın intihar etmek için çıktıkları aynı çatıda tanışma hikayesi olarak başlıyor kitap.
Charlotte ailesinin ölümüne sebep olması üzerine bir de bu sebepten ablası tarafından sevilmemenin yükü ile o çatıya sevgililer gününde yani doğum gününde çıkar. Orada ona platonik olan Kellan ile tanışır. Ve her sevgililer gününde bu çatıda buluşmaya karar verirler. Okulda koca yıl boyunca birbirlerini tanımazlıktan geleceklerine söz verirler.
Açıkçası ben Kellan'ı ana karakter erkek sanıyordum başlarda. Ama her şeyin Kellan'ın intiharı üzerine kurulu olduğunu sonradan fark ettim. Kellan karakterini çok sevmemiştim neden bilmiyorum ama psikolojik sorunları olduğunu bilmeme rağmen aradığım o kitabın içine girme hissini vermedi. Belki de sorunları yüzünden kendi bile hiçbir şey hissetmediği içindir.
Ama Tate karakteri de beni çekmedi. Ben konu olarak ölen sevdiğinin abisi, ablası, kardeşi ile olma fikrine bir türlü alışabilen bir insan değilim. Her ne kadar ölmüş gitmiş bilmiyor olsa bile. Benim içim almıyor sanırım bu tarz bir ilişkiyi. Charlotte eğer Kellan'a bir şeyler hissetmeye başlamamış olsa, öpüşmemiş olsalardı belki olur diyebileceğim bir ilişki olurdu. Kellan platonikti öldü, Charlotte platonik biri yüzünden neden ortada kalsın derdim fakat karşılıklıydı.
Kitap ile ilgili +18 uyarımızı da koyalım buraya. Ayrıca cinsellik dışında intihar ögeleri de içerdiği için tetikleyici unsurlar da var.
Ayrıca Tate karakteri beni bir yönden daha rahatsız etti. En büyük sorunlar bir tek onda varmış gibi davranıyor. Charlotte neden her fırsatta onu toparlamak zorunda kalıyor çözemedim. Kardeşim sen bu ilişkiye ne verdin.
Olay akışı filan hızlıydı fena değildi fakat beni kitaptan soğutan iki büyük etken vardı söylediğim gibi.
1. Ölen sevdiğinin
Dreamland Milyarderleri serisinin son kitabı olmasına rağmen bunu bile bile okuduğum ilk kitabı oldu. Olaylar çok bağlantılı olmadığı için okurken sorun yaşatmıyor insana fakat kitap beklentimin altında kaldı.
En çok övülenlerden biri olunca benim beklentim mi yüksekti bilemedim ama kitap gereksiz uzundu. Sayfa sayısı fazla değildi ama anlatılan olay kitaba göre çok kısaydı. 100 200 sayfa az yazsa da aynı olayı sorunsuz anlatırdı yazar.
Yani gereksiz uzatmalara girilince kitapla bağım kopuyordu. Fena değildi onun dışında.
Konusu:
Alana, bağımlı ablasının çocuğunu evlat edinir ve ikisi birlikte yaşarken çocukluk arkadaşı ve aynı zamanda onu terk eden eski sevgilisi geri döner. Evinin sahibi benim, dedem bana bıraktı miras der. Alana da tapu bende dedikten sonra avukkattan dedenin evi yarı yarıya bunlara bıraktığı öğrenilir. Sonrasında buradan çıkan eski aşkın tazelenmesi hikayesi okuyoruz.
Açıkçası kasaba ve mahalle kurgularını hiç seven bir insan değilim birkaç istisna dışında. Ama bu bence idare ederdi. En azından süründürmedi beni. En sevdiklerime girmez ama ağlayarak kaçma isteğim de olmadı:)
Bunun dışında da çok yorum yapılacak özelliği yoktu kitabın. Okunup geçilen bir şey. Eleştirilecek kadar bile özelliklere sahip değil. Yazarın dili basit, sık sık diyalog okuyoruz zaten kitap boyunca daha çok.
Uyarımızı da yapalım. Kitap +18 ögeler bulunduruyor.
Son TeklifLauren Asher · Olimpos Yayınları · 20231,317 okunma
İyi de affa değer olanı zaten herkes affeder. Asıl af, affa layık olmayanı da affetmek değil mi? Tıpkı vicdan gibi. Onu kaybetmeye en fazla hakkımız olduğu anda koruyabildiğimiz şey değil miydi vicdan?