Asker kurgusu seven bir insan değilim o yüzden kitap beni çok çekmemişti ama konunun birinin doktor birinin asker olması Gökçen'i anımsattı diye okudum. Gökçen'in yanına yaklaşamazmış bu kitap. Gökçen çok daha başka bir boyut.
Bu kitap bana aşırı wattpadden çıktığını hissettirdi. Dili bir kere aşırı basitti. Kurgusu basitti. Çerezlik okuyup gidiyordu.
Konusu:
Jülide bir gün biri ile tek gecelik ilişki yaşar. Annesi askerdir ama şehit olduğu için, barut koktuğu için o adamı seçer. Adam da kadının boynundaki asker künyesini-Jülidenin annesinin- görünce bu kadın kimi aldatacak diye peşine düşer bak sen şu işe :) bunlar geceyi geçirir ayrılır. Sonra Jülide sınıra doktor olarak gider, orada da komutan bilin kimdir?
Bir kere kimi aldatacak diye peşine düştüm mantığı kadar saçma bir şey yok. Hadi Jülide annesinin kokusu travmasına sığınıyor da sen önceden aldatılmış biriyim travmasını sunarken garip oluyor kardeşim. Sen de o zaman o kadının senin gibi birini aldatmasına yardım ettin.
Ki asker kurgusu da değildi. Asker kurgusu sevmem dedik de bu kadar da olmasın.
Bir başta bir de sonda çatışma gördüm. Ortalarda olanlar da basitti. Mesela düğündeki çatışma, neden oldu neden bitti? Aşk kitabı mı yoksa asker kurgusu mu derseniz, +18 kitap derim. Aşk da çok işlemedi çünkü bana. Hangi ara aşık oldunuz siz? Ben ilk görüşte aşka inanmam ki annesi yüzünden askerlerden çok çektiği için asker istemeyen bir kadın bir anda hangi ara aşık oldu da çocuk yapmak isteyecek seviyeye geldi?
Bir tatile çıktılar dönmeden çocuk istiyorumlara gitti konu. Ne alaka ne alaka, Jülide kendine gel 6 yaşından beri sevgi görmedim travması deyip duruyorsun sen o çocuğu babasız bırakmaya bu kadar razı mı geldin?
Kitapta en en sevdiğim nokta Melih ve Jülide kardeşliği olabilir. Mükemmel ikili. Ama yazar
Onsra - NarGökçen Koçan · Mythos Kitap · 2023689 okunma
Sosyal medyada herkesin deli gibi övdüğü o kitaba yorum yazmaya geldim. Baştan söyleyeyim ben o kadar da sevemedim kitabı.
Ben zaten kasaba, mahalle kurgusu filan çok sevmem. Mahalle kurgusuna en yakın konuda olan sevdiğim eser ayçöreği serisi filandır. Ama instagramda gördüğüm her kitap hesabı "Ben kasaba kurgusu çok sevmem ama bunu aşırı sevdim" tarzında söylemlerle kitabı paylaşınca umudum artmıştı fakat asla beni sarmadı.
Kitap kısa bir hikaye olsa neyse de sarmayan bir kitabı 559 sayfa boyunca okumak beni zorladı açıkçası. Sorun kitabın 559 sayfa olması değil saracak bir hikaye olsa akar. Ama bunun bu kadar sayfa boyunca anlatacak çok da önemli şeyi yoktu.
Konusu:
Ana karakter kızımız bir kasabaya acil onu çağıran ikizine para götürmeye buluşmaya gidiyor. Ama ikizi kasabanın adı çıkmış serserilerinden biri, arabasını ve bütün eşyalarını(cüzdanı dahil) çalıp kaçıyor. Ve arkasında kızımızın bilmediği kızını bırakıyor. O da kasabada kalıyor.
Erkek karakterin kişiliği de beni rahatsız etti gözümde tam bir dağ ayısı var. Tek gecelik ilişkiler seven katı maço erkeğimiz aşırı zarif kıza aşık olur teması olan bu kitapta eğer erkek karaktere azıcık sempatim olsaydı bu konuyu sevme ihtimalim bile vardı ama kendisi baltaladı sevgimi.
Kadın karakter deseniz, onu da sevemedim salak mıdır nedir? Kartlarını kardeşi çalıyor. Kartlarını iptal ettirmiyor. Ailesine haber vermiyor elime bir yeğen kaldı diye. Ailesi yanına geliyor hadi birlikte gidelim demiyor. Kasabaya yerleşmeye fırsat mı arıyorsun kardeşim!
Erkek karakterden nefret etmeme sebep olan en büyük sahne de, o da ana karakter kızdan hoşlanan erkek kardeşi hastanede yaşam savaşı verirken gidip kızla yatıyor kardeşi kendine gelince de saçma sapan hava filan atıyor.
Karakter gelişimini boşver karakterlerin zihin
Örgütü kuran 3 büyük kart da bende olduğuna göre Dünya'nın kontrolü bende, hepinize geçmiş olsun. Okuduğum kitaplardan asla etkilenmem aa. Özge Naz kitap yazarken dikkat etmeli yoksa ben cidden Bronz okuyarak örgütü kurabilirim.
Bütün platformlarda deli gibi övülen bu kitabı okuma şansını ön yargım yüzünden tepmediğim için çok mutluyum. O kadar da güzel olamaz demiştim ama o kadar da güzelmiş.
5 kitap olacağı söylenen serinin çevirisi yapılan ilk kitabı, ikinci kitabın çevirisi daha gelmedi. Diğer kitaplar da daha yayınlanmadı bile diye biliyorum. Bekleyişle geçecek bir ömüre adım attık kısacası.
O kadar güzeldi ki o kadar güzeldi ki anlatamam. Yazarın betimlemeleri mükemmeldi. Her sahne kafamda anında çizildi. Özellikle kitabın sonlarına doğru bir savaş sahnesi var, sayfalarca anlatılıyor ama asla sıkmıyor. Kafamda, olduğu gibi savaşı izledim.
Bütün karakterler o kadar yakınımda hissettirdi ki. Yazar bizi adeta kitabın içine alıyordu. Jack pisliğini bile yaptığı her şeyde yanımda hissettim, boğmak istedim.
Violet mükemmel bir kadın, her seferinde zayıf dediler yüzüne. En güçlü ejderha ile bağ kurmayı bırak, iki ejderha ile bağ kuran tarihteki ilk binici oldu. Bu da hepsine kapak oldu :)
Dain beni delirtti başlarda sever gibi olmuştum ama gıcık kuralcı pisliğin tekiydi bana göre. Özellikle sonlarda bir şeyi öğreniyoruz ya en küçük sempatim kalmadı ona karşı. Violet'e her seferinde zayıfsın git dedi, iyi tarafından bak onu korumak istiyor dedim. Ama sonrasında kurallarını Violet'e tercih ettiğini görmek son noktaydı.
Xaden ise mükemmel erkekti bence. Dain gibi pısırık hiç olmadı. Dain Violet'e hep kaç, saklan tavsiyeleri verirken; Xaden ise dövüş, korkut, güçlü dur dedi. Violet Dain'e uysaydı hiçbir zaman güçlü bir kadın göremezdik.
Ayrıca yazarın tutarlı bir yönü de vardı. Violet hep bildiğimiz gibi fiziksel olarak biraz zayıf kaldı. Ama zekası ile düşmanlarını yendi. Sonra yine fiziksel olarak güçlendi çünkü kas geliştirdi. Ama yine de bir anda edinilen fiziksel bir gücü