Edebiyat mı sabır testi mi ? Karakterler, sanki bir grup dram kulübü öğrencisi gibi, hep bir şey yaşıyorlar ama hiçbir şeyi tam yaşayamıyorlar. Aşk desen var ama neden var bilmiyoruz. Hüzün var ama okuyucuda değil, varsa yoksa aşk acısı ama öyle bir acıki okura değil sadece karakterin instagram biyografisine hitap ediyor.
Olay örgüsü? Biraz oradan, biraz buradan… Adeta bir dizi fragmanı gibi: hep bir şey olacakmış hissi ama asla o “bir şey” tam anlamıyla olmuyor. Bazı cümleler o kadar boş ki altını çizsen sadece kağıt yırtılır. Yazarın dili ise gerçekten eşsiz: Çünkü bu kadar boş ama aynı zamanda kendini ciddiye alan bir anlatımı bulmak neredeyse imkânsız. Cümleler ne akıyor, ne çarpıyor sadece geçiyor, geçerken de okuyucunun beyin hücrelerinden birkaçı istifasını veriyor. Bronz aslında güzel bir şeyin parodisi olabilirmiş ama trajik olan şu: bu bir parodi değil. Bu, ciddiyetle yazılmış bir kitap. İşte asıl dram burada başlıyor. Çünkü kitabın tek duygusal etkisi, okuyucuda "Neden bu kitaba zaman verdim?" sorgusunu uyandırmasıdır.
Sonuç olarak: Eğer elinizde Bronz varsa, kitaplığa koymayın. Çünkü kitaplığınız size ne yaptı da bu cezayı hak etti? En iyisi mi, kahve altlığı yapın, ya da masanızın ayağı kısaysa altına koyun. En azından bir işe yarar.