O giderken ne yapacağınızı bilirsiniz.. Kara gün dostlarınızı arar, yaşamınızı alkol buğulu geyiklere gömer, on bin kitap, yüz bin film izlemeye çalışırsınız.. Öğrenciyseniz, okulun en kazık dersine durduk yere niye kafayı takıp, nasıl tek vuruşta o dersi haklayabileceğinize kimse -kendiniz dahil- hiçbir anlam yükleyemez.. Deli gibi halı sahada top koşturanlar; çeşitli kurslara yazılanlar; kibritten ev, şişe içinde gemi, marangozluk yapanlar; balık tutmaya kalkışanlar da olur.. Bu, unutmaya çalışmanın hüzünlü deliliğidir.. Onunla birlikte kendinizi de kaybetmeye çalışırsınız aslında.. Kendinize “Yaşam devam ediyor, geçip gidicek,” dersiniz.. Unutur musunuz peki? Bu zamanla ilgili bir şeydir.. Parmağına çekiç vurmuş bir insanın, elini deli gibi sallayıp zıplaması, söz konusu acıyı asla geçirmez..
İnanarak dinlememizi güçsüzleştiriyorlar. İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor; yalanın nerede bittiğini anlamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz.
Belki, yaşadığını sandığı hayat bir rüyadan ibarettir ve uyandığı zaman o da bütün gerçekleri görecektir; ya da herkes uyumaktadır da onun yaşadıkları gerçektir. Yazar da bir gün onlar gibi uyuduğu zaman herkesin gerçek sandığı rüyaları görecektir. Belki dün rüya görüyordu, belki bugün rüya görüyor, belki yarın rüya görecek. Belki dün yaşıyordu, belki bugün yaşıyor, belki hep yaşayacak.