“Wabi-sabi çevremizdeki dünyanın kısa, değişken ve kusurlu doğasının güzelliğini gösteren bir Japon terimidir. Güzelliği mükemmellikte değil, kusurlu ve eksik şeylerde aramalıyız.
Bu yüzden Japonlar kusurlu ya da kırık bir çay fincanına büyük değer verir. Kusurlu, eksik ve kısa ömürlü şeyler gerçekten güzel olabilir, çünkü gerçek dünyaya benzeyen sadece onlardır.”
Çok çok güzel bir kitaptı. Prof. Dr. Türkan Saylan tıp alanında gerçekten çok önemli başarılara imza atıp bir dönem gerçekten hastaların çok çektiği, ellerin ayakların pençeleşmesine neden olan, yaralarla gerçekten uzaktan bile görüldüğünden korkulan bir hastalığın (cüzzam hastalığının) tedavisinin belirlenmesinde çok çok önemli çalışmalar yaptı. Hastalarına ve öğrencilerine her zaman kol kanat geren, onlarla hayatı paylaşan bu kadar değerli bir insanı anlatan çok güzel bir kitap olmuş.
Okurken kendimden çok şey buldum, hatırlıyorum da seneler önce bu kitabı ilk okuduğumda henüz üniversite tercihi yapmamıştım ve tıp alanını seçmeme bu kitabın ve değerli hocamın çok katkısı oldu diyebilirim.
Onun izinde, onun değerini bilerek hastalara da aynı onun gösterdiği sevgi, sıcaklık ve anlayışı her zaman gösteren bir doktor olma yolunda olan tüm meslektaşlarıma buradan selam olsun.
Benim 2. okumamdı, son okumam da olmayacak biliyorum. Çok güzel yazılmıştı, Ayşe Kulin’in de kalemine tekrar hayran kaldım. Hocamızın ruhu şad olsun.
İlk başlarda okurken gerçekten hikayenin akmasını bekledim, dinlene dinlene ama vazgeçmeyerek okudum. Kitabın sonlarına doğru gerçekten merakım arttı, sonunu tahmin etmeye çalıştım ancak en çok beni uzaklaştıran şey masumca bir aşkı 50 küsür sene beklediğine vurgu yapılan bir karakterin 70lerindeyken 15 yaşındaki kızla (yanlış duymadınız evet) birlikte oluyor olması. Açıkçası o bölümden sonra ne o karaktere olan sempatim devam etti ne de onun mutlu sona ulaşmasını istedim. Fermina çok daha güzel bir sonu, çok daha iyi birini hakediyordu. Üzgünüm ama beğenmedim