Rukiye

Savaş ve barış 1. Cilt
9/10
·1808 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 22:25
Savaş ve Barış’ın birinci cildi benim için kolay ama sıradan bir okuma olmadı. Kitapta çok fazla olaydan çok, insanların düşüncelerine ve hayatı nasıl yaşadıklarına odaklanıldığını fark ettim. Tolstoy, okuru hızlı sürüklemek yerine durup düşündüren bir anlatım kullanıyor. Karakterler bana oldukça gerçekçi geldi. Hiçbiri tam anlamıyla net değil; çoğu kararsız, kafası karışık ve ne istediğini tam olarak bilmiyor. Bu yüzden karakterler bana uzak gelmedi, aksine gerçek hayattaki insanlar gibi hissettirdi. Pierre, hayatın anlamını arayan bir karakter olarak beni en çok düşündüren kişi oldu. Sürekli kendini ve yaşamını sorgulaması çok tanıdık geldi. Prens Andrey ise daha ciddi ve mesafeli biri. Hayattan beklentileriyle yaşadıkları arasında bir uyumsuzluk var gibi duruyor. Nataşa ise enerjisi ve doğallığıyla kitabın ağır havasını biraz yumuşatıyor. Kitapta beni düşündüren konulardan biri de evlilikti. Bana göre romanda herkes aşık olduğu için evlenmiyor. Daha çok “artık evlenme zamanı geldi” ya da “böyle olması gerekiyor” düşüncesi var. Evlilik, insanların gerçekten isteyerek yaptığı bir şeyden çok, toplumun beklediği bir adım gibi duruyor. Bu da bazı karakterlerin neden mutlu olmadığını anlamamı sağladı. Tolstoy’un evliliği çok ideal bir şey gibi göstermediğini düşünüyorum. Aşk olmadan ya da düşünmeden yapılan evliliklerin insanı mutlu etmeyeceğini hissettiriyor ama bunu açık açık söylemiyor. Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)
1000k
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202125,9bin okunma
Reklam
10/10
·1724 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2025 05:58
Sefillerin birinci cildini okurken hissettiklerim, kitabın sadece bir roman olmadığını; insanın içini kavrayan, zihnini yorarken kalbini de sıkıştıran bir deneyime dönüştüğünü hissettirdi. Jean Valjean’ın acılarına tanık olurken içimde sürekli bir empati büyüdü, fakat bu ciltte beni en çok etkileyenlerden biri Cosette’in ve annesi Fantine’in yaşattığı duygular oldu. Fantine’i okurken içimde tarif edilmesi zor bir sızı hissettim. Onun yaşadığı dışlanmışlık, çaresizlik ve sessiz tükeniş; toplumun acımasız yüzünü bir kez daha fark ettirdi bana. Fantine’in yalnızlığını okurken, sanki onun suskun çığlıkları sayfaların arasından çıkıp bana ulaşıyordu. En çok da ona kimsenin el uzatmaması, kimsenin onun acısını görmemesi beni içten içe yaraladı. Kendi kendime düşündüm: “Bir insan bu kadar yalnız bırakıldığında nasıl ayakta kalabilir?” Fantine’in durumunu gördükçe, hayatın bazı insanlara neden bu kadar ağır yükler verdiğini sorguladım. Onun kırılganlığı, mücadele etme çabası ve sonunda tükenişi, içimde hem keder hem öfke yarattı. Cosette’i düşündüğümde ise hissettiğim şey bambaşkaydı: çocukluğun sessiz acısı. Bir çocuğun suçsuzluğunun bu kadar kolay ezilebilmesi beni çok derinden etkiledi. Cosette’in gözünde taşıdığı korku, yalnızlık ve sevgiye duyduğu susuzluk, kitabı okurken içimde uzun süre yankılandı. Onun yaşadıklarını okudukça şu düşünce hep aklımda kaldı: “Bir çocuk neden sevgi görmeden büyümek zorunda kalsın?” Cosette’in yaşadığı karanlık atmosfer, kitabı okurken benim de içimde karanlık bir boşluk hissettirdi. Fakat Valjean’ın onun hayatına dokunuşunu düşündüğümde, içimde hemen hafif bir umut yükseldi. Sanki karanlığın içinde bir mum yakılmış gibi… Fantine ve Cosette’in hikâyeleri beni en çok şu açıdan etkiledi: Toplum, en savunmasız olanları görmezden geldiğinde, acı
1000k
Sefiller (Kutulu 2 Cilt Takım)Victor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2019105,2bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2025 4. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2025 20:56
Hikâyeden çok hissin, olaylardan çok gözlemlerin ve yokluğun ön planda olduğu bu kitap, beni hem düşündürdü hem de zaman zaman zorladı. Çünkü Woolf, Jacob’ı anlatırken aslında onu hep eksik bırakıyor. Yani bir karakteri tanımaktan çok, onun ardında bıraktığı izleri ve çevresindeki insanların gözünden yansıyan bir silüeti okuyorum gibi hissettim. Kitabın en ilginç yani, Jacob’ı tam anlamıyla tanıyamamış olmam. Olaylar onun çevresinde gelişiyor ama anlatıcı sürekli yer değiştiriyor, sanki her şey dağınık parçalar gibi. Biri Jacob’tan bahsediyor, sonra başka biri onun odasına giriyor, başka biri mektubunu okuyor… Ama Jacob hep bir adım ötede kalıyor, asla tam olarak yakalanamıyor. Bu bana insanın başkasını hiçbir zaman tam olarak tanıyamayacağı hissini verdi. Woolf’un dili oldukça şiirsel, hatta bazen o kadar yoğun ki, birkaç cümlede durup düşündüğüm çok oldu. Ama bu yoğunluk bir yandan da etkileyici. Özellikle doğa betimlemeleri, sokakların tasviri ve iç dünyalara yapılan geçişler çok başarılıydı. Romanı okurken sanki sadece Jacob’ın değil, zamanın ve toplumun da bir portresini izliyormuş gibi oldum. Bir noktadan sonra Jacob’ın aslında bir birey değil, bir sembol olduğunu fark ettim. Gençliğin, geçmişin, kaybolan bir neslin sembolü gibi... Özellikle savaş atmosferi kitaba gizliden gizliye sinmişti. Kitabın sonlarına doğru bu kaybolmuşluk duygusu çok daha derinleşti ve beni epey etkiledi. Jacob'ın OdasıJacob'ın Odası
1000k
Jacob'ın OdasıVirginia Woolf · İş Bankası Kültür Yayınları · 2024577 okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2025 00:00
Spoilersiz "Ben, Ninem, İliko ve İlarion" kitabını okurken hem güldüm hem de içim burkuldu. Gürcü yazar Nodar Dumbadze’nin kaleminden çıkan bu roman, savaşın gölgesinde büyüyen bir çocuğun gözünden hayatı, dostluğu, aileyi ve dayanışmayı anlatıyor. Hikâyenin merkezinde yazarın kendisi olan Zuriko var. Zuriko'nun başından geçen olayları onun duygularıyla, düşünceleriyle, bazen umutla bazen gözyaşıyla yaşıyoruz. Kitaptaki en sevdiğim karakterlerden biri ninesi oldu. O hem sert hem de şefkatli. Hayatın zorluklarına rağmen torununu sevgiyle büyütmeye çalışan bir kadın. Onun yanında iki ayrı karakter olarak karşımıza çıkan İliko ve İlarion ise tam bir ikili: Sürekli birbirine sataşan ama birbirinden asla vazgeçmeyen iki iyi dost. Bu ikisi sayesinde kitapta sık sık güldüm. Onların esprili konuşmaları, komik atışmaları, savaşa rağmen insanların umutla yaşamaya devam ettiğini gösteriyordu. Kitapta sadece savaşın değil, aynı zamanda insanın iç dünyasının da izleri var. Zuriko'nun yazma tutkusu, büyüme sancıları, aşkı, dostları ve hayalleri beni çok etkiledi. Yazar hem çocuk bakışını hem de derin insanlık durumlarını çok güzel yansıtmış. Dil olarak sade ama duygusal. Bazen tek bir cümleyle kalbime dokundu. En çok da şunu hissettim: Ne kadar zor şartlar içinde olursak olalım, eğer yanımızda bizi seven birileri varsa, hayat bir şekilde güzel kalmayı başarıyor. Bu kitabı okuduktan sonra uzun süre etkisinden çıkamadım. Çünkü sadece bir savaş hikayesi değildi, bir büyüme hikayesiydi, sevginin, sabrın ve dayanışmanın hikayesiydi. Herkese tavsiye ederim. Nodar DumbadzeNodar Dumbadze Ben Ninem, İliko ve İlarionBen Ninem, İliko ve İlarion
1000k
Ben Ninem, İliko ve İlarionNodar Dumbadze · Dedalus Yayınları · 2019216 okunma
Puan vermedi·516 syf.··
Beğendi
·
2024 19. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2024 14:20
Jane Austen'in "Emma" adlı romanı, hem karakter gelişimi hem de sosyal eleştiri açısından zengin bir eserdir. Roman, birçok yönden tipik bir Austen hikayesi gibi görünebilir: sosyal sınıf, evlilik, ve toplumsal beklentiler üzerine odaklanır. Ancak, "Emma"yı özel kılan, baş karakterinin alışılmadık doğası ve onun üzerinden yapılan derinlemesine karakter analizi ve toplumsal eleştiridir. Emma Woodhouse: Karmaşık Bir Kahraman Emma Woodhouse, Jane Austen'in diğer kahramanlarından farklı olarak, kusurları oldukça belirgin bir karakterdir. Emma, zeki, güzel ve varlıklı olmasına rağmen, kibirli, müdahaleci ve zaman zaman yanıltıcı derecede kendine güvenlidir. Bu kusurlar, onu edebiyat tarihindeki en karmaşık ve gerçekçi karakterlerden biri yapar. Austen, Emma'nın hatalarını ve bu hataların sonuçlarını gözler önüne sererek, okuyucuyu karakterle empati kurmaya davet eder. Roman, İngiltere'nin 19. yüzyıl başlarındaki sosyal sınıf yapısına ve evlilik kurumuna yönelik incelemelerde bulunur. Austen, Emma'nın evlilik aracılığıyla çevresindeki insanların yaşamlarını şekillendirmeye çalışmasını, ironik ve eleştirel bir gözle işler. Bu durum, hem toplumsal sınıfın hem de bireysel özgürlüğün sınırlarını sorgulayan bir yapıya bürünür. Austen, karakterlerin sosyal statülerinin onları nasıl etkilediğini ve bu durumun insan ilişkilerini nasıl karmaşıklaştırdığını ustalıkla gösterir. "Emma", Jane Austen'in diğer eserleri gibi mizah ve ironiyle doludur. Emma'nın kibri ve yanılgıları, hem karakterin hem de toplumsal normların mizahi bir şekilde eleştirilmesine olanak tanır. Austen,okuyucuyu güldürürken aynı zamanda toplumsal sınıf, cinsiyet rolleri ve bireysel önyargılar hakkında düşündürmeyi EmmaEmma başarır. Bu mizahi yaklaşım, romanın ağırlıklı konularını daha erişilebilir ve keyifli hale
1000Kitap
EmmaJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202014,1bin okunma