İnce Memedin dağa çıkışı bu zamana, ağaların çıkarları uğruna dağlarda eşkiyaların birbirlerini yedikleri, Çukurovada, toprağı zorla elinden alınmış köylülerin inim inim inledikleri zamana rastlar.
Ali Safa Beyin yirmi bin dönümlük toprağı ilk yıl otuz bin dönüme çıkar. Sonraki yıllarda ise durmadan artar. Otuz beş bin, kırk bin, kırk beş bin, elli bin... Elli bir bin... Topraksız kalan köylüler de, toptan, Ali Safa Beyin yarıcısı olurlar, ırgadı olurlar, kendi toprakları üstünde.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
III. Selim Avrupa'nın gerek askeri gerekse teknik alanlarda üstünlüğünü ıstırapla görüp, devlette birtakım ıslahatın lüzumuna samimiyetle inanmış bir hükümdar olarak etrafındaki idarecilerden, bürokratlardan yeni görüşler, raporlar, layihalar ister. Onu takip eden II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid devirleri, hep Batı medeniyeti ile karşılaşan Osmanlı'nın bu yeni güç karşısındaki davranışlarını aksettirir. Böylece Nizam-ı Cedid, Tanzimat, Islahat, Kanun-ı Esasî, Meşrutiyet adlarını taşıyan bir SERİ REFORM HAREKETLERİ yaşanır.
Tanzimat, Batı medeniyetine resmen ve bir devlet politikası olarak yönelmemizin gerektiği ve bunun için gerekli şartların tamamlandığı farzedilen ve belki daha da önemlisi bunların YABANCI ELÇİLER HUZURUNDA BİR ÇEŞİT TAAHHÜT GİBİ ilan edildiği bir tarihtir. (...)
Ahmet Hamdi Tanpınar, Tanzimat hakkındaki genel kanaatlerini şu cümleyle formülleştirir:
İmparatorluk, asırlardır içinde yaşadığı bir medeniyet dairesinden çıkarak, mücadele halinde olduğu başka bir medeniyetin dairesine girdiğini ilan ediyor, onun değerlerini açıkça kabul ediyordu.
Batı medeniyetinin bu olağanüstü gelişmesinde, bir erken uyanmanın yanı sıra daha başka, özellikle ekonomik faktörlerden de bahsedilmelidir. Önce ticaret yollarıyla keşfedilen, daha sonra sömürge haline getirilen Asya'nın, Afrika'nın hatta Amerika'nın, Hint ve Pasifik denizlerindeki adaların zengin kaynaklarını ve kölelik yoluyla iş gücünü kendi ülkelerine taşıyanlar da yine Avrupalılar olmuştur.