Hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış bir budalayı anlatın, anlatın ama insanı da unutmayın. Sizin için insan diye bir şey yok mu? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir, sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın.
Dikkat spoiler uyarısı: Kitabı okumadan önce arka kapağını okumayınız. :)
Öncelikle şunu söylemeliyim ki kalın romanlara karşı bütün önyargılarınızı kıracak bir kitap Monte Cristo Kontu.
Sıradan ve mutlu bir hayatı olan Edmond Dantes’imizin etrafındaki çıkarcı insanlar yüzünden hayatı bir anda altüst olur. Bir iftira yüzünden sevgili Mercedes’inden, babacığından ve aşık olduğu denizcilik mesleğinden yıllarca uzak kalmaya mecbur edilir. If şatosunda geçirdiği, özgürlüğünden mahrum bırakıldığı 14 yıllık bir hapis hayatı sonrasında şansı yaver gider ve buna sebep olan herkesten intikam almak için bir yemin eder. Kitabın büyük bir kısmında aklınızın ucundan bile geçmeyecek ve Dantes’e hayran kalmanızı sağlayacak bu intikamı soluk soluğa ve keyif alarak oluyacağınızdan eminim. Ama sonu hiç beklediğiniz gibi olmayacak şimdiden söyleyeyim
Hiç mi sıkıldığın bi yer olmadı diye soracak olursanız tabii ki de oldu. Bazı yerlerde bu kadar detaya gerek var mıydı dedim yani ama o kısımların da insanların ve olayların dönemin sosyal yapısına göre değerlendirilmesi için anlatıldığını düşünüyorum.
Bu arada okurken yanınıza bi defter kalem almanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü çok fazla karakter var okurken karışmasın aman :)
Ben çok eğlenerek ve severek okudum. Umarım siz de öyle okursunuz. :)