Hakiki sevgi, dostlar arasında, kardeşler arasında, ana-evlat, karı-koca arasında yerleşen devamlı, ölümsüz, alev gibi parlayıp sönmeyen, az değişiklik ve daha sabit, ılık bir ruh iklimi içinde sürüp giden alakadır. Bu sevgi ölmez, çünkü muhayyilenin yarattığı mükemmel bir hayale değil, bütün kusurları ve meziyetleri ile hakikate bağlıdır; bu sevgide sevilen şey eksiklerini muhayyilesinin doldurduğu ideal bir gölge değil, kusurlarını müsamahalı ve filozof bir kalbin affettiği, kabul ettiği insanın ta kendisidir. Bu sevgide hayal yoktur ki sükûtu hayal olsun; daha doğrusu hayal hakikatten ürküp kaçmayacak bir itidal derecesi içinde vardır. Bu sevginin hayal sükûtları olsa bile tahammül edilmez şeyler değildir ve sevilen insanın meziyetleri, husurlarının verdiği nefreti hemen telafi ederek devamlı bir sevginin muvazenesini vücuda getirir.
Öğrenmen gereken ilk şeyin, denge olduğu doğru değil. Öğrenmen gereken ilk şey, doğal olduğudur düşmenin. İlk ders bitmiştir düştüğünde. Canın yanacak ki, dengenin kıymetini anlayasın.
Tebaasını değiştiren her yabancı adam Türk olamayacağı gibi, imlasını değiştiren her yabancı kelime de kolayca Türk lügatında yer almaz. "Orage" kelimesi "oraj" biçiminde de olsa, gömleğinin altından haçı görünen sahte hacılar gibi tiksinti veriyor.