Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını severek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir âna bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak... Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak...
Dünyada bundan daha ferah verici bir şey olabilir miydi?
Vaktiyle doğayla olan mutlu beraberliğinden kopan insan, onun yerine geçecek ve yaşamını anlam katacak bir başka beraberliği bulamadığı gibi artık doğaya da geri dönememiş ve umudunu uzaydaki başka dünyalara yöneltmiştir.