Paris’te yaşamanın küçümsenemeyecek tek avantajı şehirdeki güzel sanatlardır. Müzik, resim, heykel, hitabet gibi sanatsal etkinlikler birçok taşra şehrinde eksik olabilir ancak oralarda da zihni çalışma imkanı açısından sayısız fırsatlar sunulur. Zaten taşralı olmak köyde, kasabada oturmak anlamına gelmez. Paris’te yaşayıp taşralı olabilirsiniz. Manası da yüksek zevklerden uzak olmaktır. Taşralı olmak anlam itibarıyla boş dedikodularla ilgilenmek, sadece yemek, içmek, yatmak, para kazanmak gibi şeylerle meşgul olmaktır. Sigara içmekten başka zevki olmayan, iskambil oynayan, kendi akıl seviyesindeki insanlarla oturup kaba saba espriler yaparak gülen kişiyi kast eder. Ancak doğa sevgisi olan, büyük düşünürlerin eserlerin okuyan genç, sırf taşrada bulunmakla bu sıfatların hiçbirini hak etmediğini bilir.
Avukatlık, hakimlik, doktorluk, profesörlük var olan bilgilerle idare edilen mesleklerdendir. Yıldan yıla harcanan çaba ve aklını kullanma fırsatları azalır. Kullanılmaya kullanılmaya beyin etkinliğini dolayısıyla melekelerini kaybetmeye başlar. Şayet işinizin paralelinde kendinize zihinsel etkinlikler bulmazsanız yavaş yavaş yetilerinizi kaybetmekten kendinizi alıkoyamazsınız.
Platon’un Mağara İstiaresine karşılık, ben de Kuyu İstiaresi’ni yazdım: Doğdukları andan itibaren düşen insanların, yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişebilmek için yaptıklarını anlattım.