İnsan bedeni bir görüntüden ibaret olabilir. Beden gerçekliğimizi saklar, ışığımızın veya gölgemizin üzerindeki katmandır. Gerçeklik ruhtur. Kesin konuşmak gerekirse, yüzümüz bir maskedir. Gerçek insan, tenin altındakilerdir. Ten denen o yanılsamanın ardına gizlenmiş ve sığınmış olan o varlığı gerçek varlık olarak benimsememiz, ortak yanılgımız.
İki kişiyken yaşamı sürdürmek mümkündür. Yalnız kalınca yola devam edilemeyeceği sanılır. Hayatı sürdürmekten vazgeçilir. Bu umutsuzluğun ilk halidir. Ölüme bakılır, yaşama bakılır ve duruma razı olunur. Ama bu ıstırap veren bir rızadır.
İnsanlar, sevgili ölülerini ne kadar büyük özenlerle mermer muhafazalarda saklasalar da onları zamanın dişlerine kemirtmekten kurtulamazlar. Çünkü onun dönüştürücü dişlerinin giremeyeceği korunaklıkta bir yer yoktur. Çünkü zaman, bir firavun cesediyle bir fare ölüsünün sonlarındaki eşitliği sağlayan güçtür. Çünkü tabiat, bir vücutta verdiğini son zerresine kadar geri alan en müthiş alacaklıdır.