İstanbul'dan ayrılmak üzere, evimden otomobile bineceğim sırada, Rauf Bey yanıma gelmişti. Bineceğim vapurun takip edileceğini ve İstanbul'dayken tutuklamadıklarına göre, belki de Karadeniz'de batırılacağımı güvenilir bir yerden işitmiş, onu haber verdi. Ben İstanbul'da kalıp tutuklanmaktansa batıp boğulmayı yeğlenebilir gördüm. Ve hareket ettim. Kendisine de, er geç İstanbul'dan çıkmak zorunda kalırsa benim yanıma gelmesini söyledim.
Bu son sözlerimi özetlemek gerekirse, diyebilirim ki, ben, milletin vicdanında geleceğinde hissettiğim büyük gelişme yeteneğini, bir millî sır gibi vicdanımda taşıyarak, yavaş yavaş, bütün kurulunuza uygulatmak zorundaydım.